Çarşamba, Mayıs 28 - Neden anlamıyorlar beni diyorsanız..(TEST)
| Neden anlamıyorlar beni diyorsanız..(TEST) | Anlaşılamamaktan şikayetçiyseniz;sorulara "Evet" ya da "Hayır" demeniz gerekmektedir.... Evetleri ve hayırları toplayın.
SORULAR
1-Sizi yanlış anlıyorlar mı? 2-Sizi anlamadıklarını düşünüyor musunuz? 3-Kendinizi bir türlü anlatamadığınızı düşünüyor musunuz? 4-Sevdiklerinizin size daha fazla ilgi göstermesini ve daha fazla değer vermesini ister misiniz? 5-Sevdiklerinizi istemeden kırdığınız olur mu? 6-Sevdiklerinizi farkına varmadan kırdığınız olur mu? 7-Unutkanlıktan dolayı arkadaş, dost ve sevdiklerinizle aranız açıldı mı? 8-Randevularınızı unutur musunuz? 9-Randevulara elinizde olmadan geç kalır mısınız? 10-İsimleri veya telefon numaralarını unutursunuz veya nereye yazdığınızı unutur musunuz? 11-Çoğunlukla zaman ne kadar hızlı geçiyor diye düşünür müsünüz? 12-Sevdiklerinize karşı duygularınızı anlatmakta zorlanır veya utanır mısınız? 13-"Kim ne derse desin ben istediğimi yaparım" diye düşündüğünüz olur mu? 14-Pek çok kişiye danışmanıza rağmen çoğunlukla kendi istediğinizi mi yapmayı yeğlersiniz? 15-Hayatınızda hep değişik yerler görmek, değişik şeyler yapmak, değişik kişiler tanımaktan hoşlanır mısınız?
Değerlendirme 15 sorudan 8'sine evet diyorsanız bir psikolojik görüşmenin zamanıdır.
Milli Gazete
|

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
Çarşamba, Mayıs 28 - Evlilikte huzurun sırları...
| Evlilikte huzurun sırları... | Bir çiftin evliliklerinin 25’inci yılında bile hâlâ birbirleri hakkında yeni bir şeyler öğrenmesinin, birbirilerine bakarken gözlerinin içinin parlamasının ve ilişkilerindeki heyecan dolu kıvılcımın bir nedeni olmalı. Böyle kaç tane çift tanıyorsunuz? Gerçek mutluluk ve huzuru arıyorsa kişi bilmelidir ki saadet İslâm’dadır. Peygamber Efendimiz’i (s.a.v.) örnek almadıkça bizler huzurlu evlilikler yapamayız.
Aynı zamanlarda sinirli olmayın!
Çiftlerin aralarında bazı anlaşmazlıkların olması ve zaman zaman ufak tartışmaların yaşanması elbetteki çok doğal. Ancak önemli olan tarafların aynı zamanlarda çok sinirli ve fevri hareket etmemeleri olsa gerek. Eğer eşiniz sinirliyse siz alttan almaya çalışın. Bir daha geri dönüşü olmayan sözlerden ve hareketlerden kaçının. Haklı olsanız bile ortamın sakinleşmesini bekleyin ve bir süre sonra düşüncelerinizi ılımlı bir ses tonuyla belirtin.
Hem böylece istediklerinizi yaptırma şansınız daha da artacaktır. Unutmayın ki tatlı dil yılanı bile deliğinden çıkarır diye boşuna söylememişler.
Birbirinize bağırmayın!
Bir tartışma esnasında o sesini yükseltti diye siz de sakın bağırmaya başlamayın. Bağırmak hiçbir şeyi çözmeyecektir. Sadece durumun biraz daha karışmasını ve hatta sarpa sarmasını sağlar o kadar. İki taraf da aynı anda birbirine bağırıp, çağırırsa sadece gürültü çıkarmış olursunuz. Sesinizi hiçbir koşulda eşinize karşı yükseltmeyin. Sevgiden önce aranızdaki saygıyı koruyabilirseniz uzun yıllar süren mutlu bir evliliğiniz olur.
Eleştirilerinizi yumuşatın
* Tabii ki eşinizin bir takım hareketlerini beğenmeyebilirsiniz. Ve konudaki düşüncelerinizi dile getirmekte de özgürsünüz. Ancak önemli olan bunu nasıl yaptığınız... Onu değiştiremeyeceğinizi bilerek hareket etmelisiniz. * Sözlerinizin olumlu yönde, sevgi dolu ve ılımlı olmasına özen gösterin. Yoksa hiçbir işe yaramaz. Sadece onu kırmış ve üzmüş olursunuz o kadar. Şu hareketinden nefret ediyorum yerine, hayatım bence böyle davranmak sana hiç yakışmıyor diyebilirsiniz. Ne dersiniz böylesi daha yapıcı olmaz mı?
İktidar savaşına girmeyin!
Eğer tartışmayı mutlaka birinin kazanması gerekiyorsa bırakın eşiniz kazansın. Aşkın bir iktidar savaşı olmadığını ve incelik istediğini bilerek hareket edin. Evlilik bu durumu daha da hassaslaştırır üstelik. Tartışmayı kimin kazandığı ya da kaybettiği ne kadar önemli sizin için? Bu konuda sakın hırslı olmayın. Neticede böyle küçük hesaplar yaparak bir ömrü o insanla geçiremezsiniz.
Geçmişi geçmişte bırakın!
Hiçbir zaman geçmişte yapılan hataları tekrar tekrar eşinize hatırlatmayın. Herhangi bir tartışma esnasında, birden bire konuyla ilgili ya da ilgisiz eşinizin çok eskiden yaptığı bir hatayı gündeme taşımayın. Bu konuyu saptırmanızın yanı sıra olayı uzatmanıza da neden olacaktır.
Birbirinizi ihmal etmeyin!
Niye evlendiğinizi unutmamalısınız. Hayatı, üzüntülerinizi ve sevinçlerinizi paylaşmak, hayattan iki katı daha fazla keyif almak için evlendiniz öyle değil mi? Birbirinizden farklı hayatlarınız olabilir, eşiniz maça giderken siz de eski kız arkadaşlarınızla dışarı çıkabilirsiniz. Bunlar evliliğinizi monoton ve sıkıcı bir havaya girmekten kurtaracak küçük detaylardır. Ama bir plan yaparken eşinize hiç danışmıyor, onun fikrini almıyor ya da arkadaşlarınıza ondan daha fazla vakit ayırıyorsanız yanlış yoldasınız demektir. Önemli olan dengeyi kurmanız ve eşinizi her şeyden öte tutmanızdır.
Geceye asla küs girmeyin!
Gün içinde birçok şey yaşamış ve hatta şiddetli bir kavga etmiş olsanız da yatak odanıza asla dargın girmeyin. Yatmadan önce mutlaka tüm sorunlarınızı halledin. Aranızda çözülmemiş ve açıklığa kavuşmamış bir problemin olması ertesi günün de keyifsiz ve can sıkıcı olacağı anlamına gelir. Tartışmaları uzatan taraf olmayın. Yatak odanız sizin için özel bir dünya. O odaya sorunlarınızı taşımayın.
İltifat edin!
Gün içinde en azından biri kere hayat arkadaşınıza güzel bir söz söyleyin. Eşinizin sizden güzel bir söz duyduğundaki mutluluğunu hiç fark ettiniz mi? Dünyadaki birçok kişinin onu hoş ya da çekici bulması bir yana asıl önemli olan sizin ne düşündüğünüzdür.
Özür dilemeyi bilin
Eğer yanlış bir şey yaptıysanız bunu itiraf edin ve özür dileyin. Hata yapmanız dünyanın sonu değil ki zaten. Önemli olan bunu fark etmiş olmanız. Ancak tabii ki bunu alışkanlık haline getirmeyin. Nasılsa özür diliyorum konu kapanıyor diye düşünmeyin.
Bir tartışma için iki kişi gerektiğini unutmayın!
Bir düşünün bakalım tartışmalarınız neden çıkıyor ve nasıl büyüyor? Acaba sadece karşı tarafı suçlamak ne kadar gerçekçi? Sizin hiç mi payınız yok tartışmalarda. Elbette ki vardır. Bunu itiraf etmekle başlayın isterseniz ilk olarak işe. Kendinizi eleştirmekten korkmayın. Hep eşinizi suçlayarak bir yere varmadığınızı ve kimi zaman da hatanın kendinizi de olduğunu kabul edin.
Mutlu evlilik tansiyona iyi geliyor...
ABD'de yapılan yeni bir araştırmada, mutlu evliliğin tansiyona iyi geldiği, stresli bir evliliğin ise bekarlıktan kötü olabileceği belirlendi. Daha önceki araştırmalarda ise evli insanların her halükarda bekarlardan daha sağlıklı olduğu saptanmıştı.
Milli Gazete
|

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
Perşembe, Mayıs 8 - İŞTE"MUTLULUĞUN RESMİ"

MUTLULUK; EN ZOR ANDA VE EN KÖTÜ ŞARTTA HAYATA GÜLÜMSEYE BİLMEKTİR.......
|

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
Perşembe, Mayıs 8 - Eşine saygı duyan 'aldatmıyor'
|
|
NERGİHAN ÇELEN Evliliğin en temel unsurlarından biridir saygı. Saygı kişilerin ahlaki değerleriyle şekileniyor. Saygıya sevgi de eklenince mutluluk oluşuyor.
Gün geçmiyor ki gazetelerin üçüncü sayfasında ya da televizyon kanallarının magazin programlarında birbirini aldatan eşlerin hayatlarına tanık olmayalım. Medyanın önünde yer alan kişilerin hayatlarıyla görünürlük kazanan mutsuz evlilikler ve buna bağlı gelişen aldatma sorunu modern dünyanın ciddi problemleri arasında yerini aldı. ‘Evli biri başka birine âşık olur mu?’ ya da ‘Neden bir erkek evlilik dışı ilişki kurar?’ gibi sorular kafaları kurcalamaya başladı. Uzmanlar ise bu soruların cevaplarının mutsuz evliliklerde aranması gerektiğini söylüyor. Türkiye’de kavram kargaşası yaşanarak aşk ve sevginin cinsel eğilimler ya da geçici heveslerle karıştırıldığına dikkat çeken uzmanlar ilişkilerde saygının önemine vurgu yapıyor.
Amerikan Hastanesi doktorlarından nörofizyolog Dr. Sabri Derman, evliliğin kalitesini eşlerin birbirine duyduğu saygının belirlediğini ifade ediyor. Kişilerin bu nedenle seçim yaparken saygı duyacağı bireylere yönelmesi gerektiğini vurgulayan Derman, “Evlilikte seçim yaparken belirleyici öğe, saygı olmalıdır. Saygı, ilişkinin kalın çizgili sınırlarını belirler. Sevginin olmadığı yerde saygı olabilir, bu ilişkilerin güzel gitmesini, doğru, huzurlu ve tatmin edici gitmesini sağlayabilir. Ama saygının içinde olmadığı sevgi bunların hiçbirini sağlamaz. Bir insan tutkuyla bağlı olduğu insana eğer saygı duymazsa kısa sürede hisleri değerini yitirerek basitleşebilir.” dedi. Saygının zaman içinde oluşan bir durum olmadığının altını çizen nörofizyolog Derman, saygının kişinin etik değerleriyle şekillendiğini bildiriyor. Çiftlerin evli olduğu kişiyle etik değerleri paylaşmasının saygıyı artıracağını aktaran Derman, bu ilişkilerin sevginin de katkısıyla sağlıklı bir şekilde sürdürüldüğünü kaydediyor. Böyle temellenen bir ilişkide aşkın yoğunluğu geçtikten sonra da beraberliklerin kaliteli bir biçimde devam ettiğini vurguluyor. Derman, “Eğer eşinize saygı duyuyorsanız, 40 yıl sonra da aynı sevgiyle birbirinize davranabilirsiniz. Bu insanlar, aşkın şiddeti geçtiğinde sevgilerini dışarıda aramazlar. Çünkü saygı vardır ve saygıyla birlikte gelişmiş güven insanları mutlu eder.” diye konuştu.
HER SEVGİ AŞK DEĞİLDİR
Her evliliğin kendine has şart ve durumları olduğunu savunan Sabri Derman, “Ne kadar çok evlilik varsa o kadar çeşit evlilik var.” diyor. Türkiye’de birçok konuda kavram kargaşası yaşandığına dikkat çeken Derman, “Sevgiyi, tutkuyu, saplantıları, cinsel eğilimleri ya da geçici beraberlikleri aşk olarak yorumluyoruz. Aşk kelimesi iki insanın beraber olduğu bütün bağlamlarda kullanıyor.” diye konuşuyor. Her hoşlanmanın, her derin sevginin aşk olmadığının altını çizen nörofizyolog, insanların belediye otobüsüne biner gibi sıklıkla ilişkiye girdiğini anlatıyor. Aşkı, iki insanı birleşmeye, beraber olmaya, bu beraberliğini sürdürmeye yönelten çok güçlü ve doğal dürtüler olarak tanımladıklarını söyleyen Derman, insanların iradeleriyle duygularını şekillendirebileceğini belirtiyor.
MUTSUZLUK, KAPANA KISILMAK GİBİ
Çok mutlu evlilikler kesinlikle aldatma gibi durumlara müsaade etmez. Ama bir kişi mutsuz bir beraberlik yaşıyorsa kendini kapana kısılmış hisseder. Kişi zamanla gerekli saygı ve sevgiyi görmediği için evlilik dışı ilişkilere kayabilir. Fiziksel olarak beğenmediği ya da duygusal olarak tatmin olmadığı biriyle evlenen kişi ne kendisini ne de karşısındakini mutlu edebilir. Bu nedenle mutsuz insanlar kendi içlerindeki boşluğu doldurabilmek, kendi ruh dengelerini ve özgüvenlerini koruyabilmek için başka ilişkilere giriyor. |
|

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
Perşembe, Mayıs 8 - Mutlu evliliğin formülü
|
|
YARD. DOÇ. DR. BÜNYAMİN IŞIK Günümüzde aile içi huzursuzlukların ve boşanmaların giderek arttığı bir gerçektir. Evlilik neden yıkılabilir? Ekonomik sıkıntılardan mı? Eşlerin birbiriyle karşılıklı oturup konuşmamalarından, anlaşamamalarından mı? Kıskançlıktan mı? Yoksa sadakatsizlikten mi? Ya da eğitimsizlik, kişilik çatışması, psikiyatrik bir rahatsızlık mı söz konusu?
Bunların hepsi birer belirtidir aslında. Gerçek sebep ise sevgi, saygı ve güven bağlarının zayıflamasıdır. Sevgi, saygı ve güven, eşleri bir arada tutan, evliliği yürüten yapıştırıcıdır.
Evlilik, oldukça önemli bir müessesedir. Özellikle yeni evlenenler veya bazı küçük ipuçlarına dikkat etmeyip de yıllarca acı çekmek zorunda kalan evli insanlar aslında bazı hususlara dikkat ederlerse daha mutlu bir hayat yaşayabilirler. Mutluluk öyle gökten zembille inmez. Hak etmesini bilenler, mutluluk için çaba harcayanlar mutlu olabilirler.
1. EŞİNİZE İLGİNİZLE, SEVGİNİZİ GÖSTERİN
Sevgi, bir ateşe benzer. Bu ateş sürekli yakıt yönüyle beslenmezse sönecektir. Sobaya odun atmazsanız, doğalgazınızı keserseniz, eviniz ısınmaz. Bunun gibi sevgi ateşi de ilgi gösterilmezse söner gider. Eşler de birbirlerine ilgi göstermeli, birbirlerinin eksik ve hatalarını onarmaya yönelik ilgilerini esirgememelidir.
2. EVİ OTEL GİBİ KULLANMAYIN
Zamanında gösterilmeyen ilgi, ilgi değildir. Özellikle bazı erkekler evlerini bir otel ve restoran gibi kullanmakta ve böylece büyük bir yanlışın girdabına düşmektedirler. İyi bir işadamı, başarılı bir yönetici olmak yetmiyor. Başarılı ve iyi bir baba ve iyi bir koca olmak da gerekiyor.
3. “HOŞ GELDİN”İ BİLE ESİRGEYENLER VAR
Bazı hanımlar da eşlerine karşı yeterli ilgiyi göstermemekte, akşam yorgun-argın evine dönen kocasına “hoş geldin” demeyi, bir güler yüz göstermeyi bile çok görmektedir. İyi bir anne ve iyi bir ev hanımı olmak yetmez, iyi bir eş ve iyi bir hayat arkadaşı da olmak gerekiyor.
4. AŞIRI KISKANÇLIK, EVLİLİĞİ ZEDELİYOR
Belli bir noktaya kadar kıskançlık iyidir. Ancak aşırı kıskançlık bir rahatsızlıktır ve fertlerin ruh ve kalplerini zedeleyici bir faktördür. Bazı kıskançlık hezeyanı yaşayan hasta tipler vardır ki gece eşini uyandırarak “Söyle bakalım rüyanda kimi görüyordun?” diye sorgularlar. Telefona azıcık geç cevap verilirse bunun nedenini sorgular, eşi hakkında kötü zanlarda bulunurlar. Bu gibi durumlar da ilaç tedavisi gerektirecek kadar ciddi rahatsızlık konusudur.
5. EŞİNİZE GÜVENİRSENİZ MUTLU OLURSUNUZ
Eşler birbirine güven duymaz ve bunu karşı tarafa hissettirirse sürekli bir gerginlik yaşarlar. Kimse kendisine güvenilmediğinde bundan hoşlanmaz. Eşinize güvendiğinizi hissettirmeniz ona vereceğiniz en önemli hediyedir. Ona iyi ve hoş kelimelerle seslenirseniz buna karşılık bulacak, güzel hitaplarınız güzel sözcükler halinde size bir yankı gibi geri dönecektir.
Ailenizin sağlamlığını test edin
Sağlam ailenin üç özelliği vardır. Nebraska Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmaya göre sağlam ailelerde üç temel özellik dikkati çekmiştir.
1. Dindarlık Uzun yıllar başarıyla evliliklerini sürdüren eşler düzenli olarak kiliseye gidiyorlardı.
2. Övgü ve takdir Aile içindeki fertler birbirlerinden gerekli zamanlarda iltifatlarını ve ruhlarını hoşnut edici övgü dolu sözcükleri esirgemiyorlardı.
3. Birlikte zaman geçirme Bu aileler iş, eğlence, evde ya da dışarıda yemekte daha çok birlikte zaman geçiriyorlardı.
***
Mutluluk gökten zembille inmiyor, hak etmesini bilenler, çaba harcayanlar mutlu oluyor.
YARD. DOÇ. DR. BÜNYAMİN IŞIK, FATİH ÜNİVERSİTESİ HASTANESİ AİLE HEKİMLİĞİ UZMANI, DANIŞMANI |
|

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
Perşembe, Mayıs 8 - Evlenecek gençlerin dikkatine!
|
|
GÜLAY ATASOY Her genç hayaller kurarak evlenir. Kimi “kalbine mukabil bir kalp” “bularak mutluluğu yakalar, kimi yakalayamaz. Hayat arkadaşına “İyi ki evlendim.” diyenler olduğu gibi; “Ah! Keşke evlenmeseydim..” diye feryad ü figan edenler de vardır… Yeni evlenecek olan gençler sonradan “keşke” demek istemiyorlarsa şu noktalara dikkat etmelidirler:
1) KENDİNİZİ TANIYIN Eşinizi tanımadan önce kendinizi tanıyın. Evlilikten ne bekliyorsunuz? Evlilik sizin için ne ifade ediyor? Neden evleniyorsunuz? Evlilik bir fantezi mi? Yoksa hayat arkadaşlığı mı?
2) RUHEN OLGUNLAŞIN Belirli bir ruhî olgunluğa gelmeden evliliğe yanaşmayın. Çünkü evlilik, evcilik oyunu değil. “Biraz oynar usanırsam eşyalarımı alıp eve dönerim.” diyemezsiniz. Evlenirken her zorluğa ve fedakârlığa katlanmayı göze alın.
3) EĞİTİMİNİZİ TAMAMLAYIN Mesleki eğitiminizi ya da kariyerinizi tamamlamaya özen gösterin.
4) REALİST OLUN Gözünüzdeki pembe gözlüğü bir kenara bırakıp, realist olmaya çalışın. Çünkü hayal üzerine kurulan evlilik, ilk hayal kırıklığıyla yıkılabilir.
5) ‘DEĞİŞTİRİRİM’ DİYE DÜŞÜNMEYİN Bazı şeyleri içime katlarım, beğenmediğim huylarını değiştiririm diye düşünmeyin. O zaman evliliğiniz bir şeyleri değiştirme savaşına dönüşür. Sürekli “Neden öyle yaptın? Niye böyle yapmıyorsun? Ben şundan hoşlanmıyorum. Ama sen yapmaya devam ediyorsun. Şu huyundan vazgeç.” demekle geçer.
6) İNANÇLARINIZA UYGUN OLANI SEÇİN Kendi dini inançlarınıza uygun birisini tercih edin. Kadın namaz kılar kocası içki masası hazırlatırsa, ya da erkek namaz kılarken eşi tersini yaparsa mutluluk oranı o ölçüde azalır. Eşler sürekli “sen yanlış yapıyorsun, ben doğru yapıyorum” tartışması yapar.
7) HUY, AHLAK VE MİZACA DİKKAT! Huy, ahlak, mizaç ve hatta zevklerde bile uyum içinde olan kişileri tercih etmek evlilikte mutluluğa bir adım atmış olmak demektir.
8) SEVGİ ÖNEMLİ Aşık olmadan evlenmem demek ne kadar yanlışsa; sevginin sıfır olduğu bir evliliği de mantık evliliği yapıyorum diye yapmak yanlıştır. Sevmediğiniz, içinizin ısınmadığı komşunuzla bile yapamazken hayat arkadaşıyla hiç yapamazsınız.
9) AİLENİZİN GÖRÜŞÜNE ÖNEM VERİN Sonradan “Ben nerede yanlış yaptım?” dememek için ilk anda yanlış yapmayın. Çünkü kimi gençler ailelerin denk görmediği eşlerle evleniyorlar. O an hisleri mantıklarını örtüp aileyi dinlemiyorlar.
AİLEM |
|

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
Perşembe, Mayıs 8 - ‘Sen zaten hep böyle yapıyorsun’ yaklaşımı sorunu çö
|
|
Evlilikte öncelikli niyetiniz karşınızdaki kişiyi anlamak olmalı. Hem karşı tarafı anlama gayreti, hem de 'ben acaba onu ne kadar anlıyorum, ya da beni niye anlamıyor, acaba ben kendimi eksik mi anlatıyorum' diyerek, iki taraflı anlama gayreti olmalı. Kişiliğinde bir eksiklik yoksa bu gayreti karşı taraf da fark edecektir.
Bir konuda tartışma yapılırken, sadece o anki konuya çözüm aramak gerekir. Geçmişten örnekler vererek tartışmak, 'sen zaten hep böyle yapıyorsun' gibi ifadeler kullanmak olayı çözülemez bir boyuta getirir.
Geçmişi çok fazla karıştırmamak için de sorunları biriktirmemek, her defasında oturup konuşmak gerekiyor. Gururu çok fazla öne çıkarmayıp gerektiğinde özür dileyebilmek, hatalarını kabul edebilmek her zaman çok önemlidir; ama evli çiftler arasında ilişkiyi yapılandırıcı özel bir etkisi vardır.
Bir taraf özür dileyince karşıdaki kişi de kendi içine döner ve nerede hata yaptığını sorgular.
ŞU SORULARI KENDİNİZE SORUN
1. "Benim gerçek duygularım, düşüncelerim nedir, bu davranışımın asıl sebebi ne?"
2. Ortada ne olursa olsun, eşinizi anlamaya dair bir gayretiniz var mı?
3. Birileri beni anlasın ve ona göre davransın diye mi bekliyorsunuz
AİLEM |
|

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
Perşembe, Mayıs 8 - Evlilik problemleri nasıl çözülür? 9 öneri
|
|
GÜLAY ATASOY Her evlilikte birtakım sıkıntılar yaşanabilir. Eşlerin birbirlerini tanımaları ve uyum sağlamaları esnasında bazı pürüzler olabilir. Sevginin yıpranmaması ve mutluluğun zedelenmemesi için dikkat edilmesi gereken husus; bu sıkıntıları probleme dönüştürmeden aşmaktır.
1) Problem kitabı değil, çözüm anahtarı olun Evlilikteki problemi çözmenin tek yolu problem çıkarmamaktır. Çünkü problem kitabının olmadığı yerde çözüm kitapçığı da olmaz. Ancak insan iradesi olmadan çıkan problem karşısında çözüme odaklanmak, problem kitabı olmak yerine cevap anahtarı olmak gerek.
2) Çözüme harcayacağınız enerjiyi panikle tüketmeyin Problem karşısında problemi çözmeye harcayacağınız enerjiyi panikle tüketmeyin. Tıpkı düşman askeri gelmeden düşmana saldırıp mermisini tüketen asker gibi olmayın. Su-i zanlarla ve “ben öyle tahmin etmiştim. Eee, ben şöyle sanmıştım” cümleleriyle anlayıp dinlemeden hareket etmeyin. Problem yokken problem varmış gibi davranmayın. Unutmayın ki, tahrip kolay, tamir zordur. Bir sözle eşinizin kalp sarayını yıkabilirsiniz. Fakat bin sözle tamir edemezsiniz.
3) ‘Keşke’ dememeye çalışın Sürekli yanlış yapıp, problem çıkararak eşinizi canından bezdirmeyin. “Artık canıma yetti senin kaprislerini çekemeyeceğim” dedirterek sevgisini kaybetmeyin. “Keşke şunu yapmasaydım, keşke bunu söylemeseydim. Keşke şimdiki aklım olsaydı” vb. sözleri söylemek zorunda kalmayın. Çünkü sevgi güneş gibidir. Siz gönül pencerelerinizi sonuna kadar açarsanız o güneş içeriye bol bol girer. Pencerelerinizi sıkı sıkıya kapatırsanız yol bulup içeriye giremez. “Benim güneşim bir yolunu bulup girer” demeyin. Sonuna kadar açık olan gönül pencerelerinden birine kayabileceğini göz önünde tutun.
4) ‘Ama’ silahından uzak durun Hata yapmayan bir melek gibi davranmayın. Hep kendinizi müdafaa etmeyin. Eşiniz “şunu neden şöyle yaptın?” dediği zaman “ama” silahına sarılmayın. Ya da sürekli “ama ben öyle söylememiştim. Ama, ama” diye “ama” silahının arkasına gizlenerek eşinize ateş etmeyin. Karşınızda ateş edecek düşman değil, sevgisini kazanmanız gereken dostunuz var. Unutmayın “dostun attığı gül” düşmanın attığı silahtan daha çok yaralar.
5) Kendinizi polis hafiyesi sanmayın Kimi eşler, eşlerinin yanlışlarını yüzlerine karşı dobra dobra söylerler. Kendilerini eşlerinin yanlışlarını araştırmakla görevli polis hafiyesi gibi görürler. Sebebi sorulduğunda “ben doğruyu söylüyorum. Onun yanlışını gösteriyorum. Onun iyiliğini düşünüyorum” diyerek kendilerini müdafaa ederler. Halbuki, her doğru her yerde söylenmez. Her doğruyu söylemek insanın görevi değildir. Bir lokma ekmek bile çiğnenmeden yutulmaz. Önce ağızda çiğnenir, mide özsuyuyla parçalanır. Sonra ince bağırsakta süzülür. Şayet çiğnenmeden yutulursa ya boğaza oturur ya da mideye.
6) İnatlaşmayın Kimi eşler evlilikte çıkan problemlerde bir türlü çözüme yanaşmaz, inatlaşırlar. “Böyle yapayım da bu ona ders olsun” havasına girerler. Acaba hangi öğrenci “ben bu problemi çözmeyeyim de öğretmene ders olsun” diyebilir? Bu düşünceyle öğretmenle inatlaşarak “ben bu problemi çözmem” diyen öğrenci sınıfta kalmaya mahkûmdur.
7) Kindar olmayın Problemlerin çözümünde kilit nokta kindarlıktır. Eşler arasında bir sıkıntı yaşanmış geçmiştir. Eşlerden birisi olayı unuturken diğeri günlerce “neden sen bana öyle söyledin? Neden şöyle davrandın? Niye bana hakaret ettin?” vb. sözlerle olayı günlerce gündemde tutarlar. Halbuki evlilikte problem olduğu zaman “şu an matematik dersindeyiz. Önümüzde bir problem var. Bunu çözmeliyiz” diyerek problem çözülmeli. Sonra da “zil çaldı ve matematik dersi bitti” diyerek matematik dersinden çıkılmalıdır.
8) Affedici olun İnsan olmak hasebiyle eşiniz hata yapabilir. Sonra bunun farkına varıp özür dileyebilir. Affedici olun “Neden öyle yaptın?” vb. sözlerle hesaba çekmeyin. Kim affedici olursa o daima kazanır. Nitekim ayette de: “Bir hayrı açıklar veya gizlerseniz yahut bir kötülüğü affederseniz (bilin ki), Allah da çok affedicidir, her şeye hakkıyla gücü yetendir.” (4.149) buyruluyor.
9) Evliliği çözüm bekleyen problem değil, yaşanması gereken mutluluk olarak görün Yüzünüzde tebessüm gülleri açsın…Lisan-ı haliniz mutluluğun şarkısını mırıldansın. Mutluluk tülleri evinizin her yanını sarsın. Eviniz saadet sarayı, siz iyilik perisi eşiniz de o sarayın sevgili prensi olsun.
AİLEM |
|

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
Perşembe, Mayıs 8 - Eşinizle iletişimi öfkeyle kapatmayın: Sen beni sevmiyorsun zate
|
 |
Eşinizin geç kalacağını haber vermeden akşam vakti sizi bekletmesine üzüldünüz, hatta merak ettiniz. Geldiğinde öfkeyle karşıladınız ve gerçek sebebi öğrenmeden önce kendinize göre tahminleri sıralamaya başladınız. O da size ters ifadelerle karşılık verdi. İyi bir tartışma sebebi değil mi? Veya hasta olduğunuz bir gün eşinizden size bakmasını, bir şeyi yapmayı unutmanızı anlayışla karşılamasını bekliyordunuz ama olmadı. Hatanızı yüzünüze vurup utandırdı. Siz de ona öfkeyle karşılık verip tartıştınız. Hasta halinizle iyi bir küsme sebebi sayılır. Evliliklerde yaşanan en büyük problem eşler arasındaki iletişimsizliktir. Kimi çiftler, anlaşmazlıklarını hiç konuşmadan olduğu gibi saklayıp gelecekte bir gün hesabını sormak üzere biriktirir. Birçok çift de sorunlar karşısında gerçek duygu ve düşüncelerini ifade etmek yerine öfke duygusuyla hareket eder. En küçük bir yanlış anlaşılma büyük tartışmalara dönüşür ve “sen beni sevmiyorsun zaten” veya “sen beni bir kere bile anlamadın” seviyesine gelir.
Gerçek duyguları öfke ile saklamak daha kolay ve rahat bir ifade biçimidir. Çünkü, üzüntü, hayal kırıklığı, utanma, kırılma, merak etme, endişelenme gibi duyguları doğrudan doğruya söylemek daha zordur. Öfke, hiç utanmadan, sıkılmadan, benliğe çok zarar vermeden ifade edilebiliyor. Benliğimize zarar veren ya da benliğimizin bir başkası tarafından zedelendiğini hissettiğimiz duygularımızı söylemiyoruz. Öfkelenerek, benliğimizin uğradığı zararları kapatmak için karşı tarafın benliğine zarar vermek istiyoruz. Bu yüzden de asıl duygularımız hep geri planda kalıyor. Duygularımızı ifade etmediğimiz için karşı taraf da savunmaya geçiyor ve en baştan iletişim yollarını kapatmış oluyoruz.
KENDİNİZE ‘GERÇEKTEN NE HİSSEDİYORUM?’ DİYE SORUN
Evliliklerde en önemli şey, kişiyi gerçekten ne rahatsız ediyorsa bunu tespit edip sorunu çözmeye çalışmaktır. Ancak bunun için de, öncelikle kişinin kendini tanıması, kendinin farkında olması gerekiyor. “Benim gerçek duygularım, düşüncelerim nedir, bu davranışımın asıl sebebi ne?” sorularına doğru cevapları vermek sorunların çözümünü kolaylaştırıyor. Belirli bir içgörü kazanmış olan kişi, yaşadığı durumun adını koyabilir. Neden sinirlendiğini, hangi duygusunun harekete geçtiğini daha iyi bilir ve ifade eder.
AİLEM |
|

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
Perşembe, Mayıs 8 - Anlayışlı bir eş misiniz?
|
|
GÜLAY ATASOY “Çok başım ağrıyor” dedi kadın telefonla… “Bir hap al geçer” diye cevapladı eşi. “Geçmek bilmiyor öleceğimi hissediyorum.” “Biraz dinlen, bir şeyin kalmaz.” “Vaziyetim kötü, bildiğin gibi değil, anlamıyorsun? Lütfen beni doktora götürür müsün?” “Bu iş saatinde nasıl izin alabilirim? Bitmesi gereken öyle çok iş var ki!..”
Çoğu eşler arasında yaşanır bu tür konuşmalar. Eşler çoğu kez, birbirlerini ya anlamaz, ya anlamak istemez, ya da yanlış anlar.
Kimi zaman da birbirlerini suçlayarak tartışırlar. Birisi, “eşim beni ciddiye almıyor” der. Diğeri ise kimi zaman bunun farkına bile varmaz.
Bazen eşlerden birisi çok alıngan olur. Her sözden bir mana çıkararak eşini suçlar. Özellikle kendine güven duygusu olmayan eşler, normal konuşmalardan bile anlam çıkarırlar.
Hanım “ay bu domatesler çürük” dese eşi, “Ben aldım ya kötü olur. Zaten sen benim aldığım hiçbir şeyi beğenmezsin!” cevabını verir.
Veya “Bu yemek tuzsuz olmuş” diyen beye, hanım, “Sen de benim yaptığım hiçbir şeyi beğenmezsin. Ben hiçbir şeyi başaramam” sözleriyle işi tartışmaya kadar götürür.
Genelde tartışmalar basit şeylerden çıkar. Tartışma bittiğinde ise eşler niçin tartıştıklarını bile unuturlar.
Eşler birbirlerinin hatalarına gözlerini yumup, kulaklarını tıkamalı.. Ama birbirini anlamak için gözlerini dört açıp, kulaklarını kabartmalıdırlar.
Çünkü bu tür problemlerin çözümü ‘sen beni anlamıyor, anlamak istemiyorsun” şeklindeki suçlamalardan değil, diyalogdan geçer. Aralarında iyi bir diyalog kurup konuşmayı başaramayan eşler, davranışlarını kötüye yormaya başlar, sonra da bunu kötü davranış takip eder. Bu yoldan gitmeye devam ettikleri takdirde varacakları yer elbette anlaşmazlık durağı olur.
Olumsuzluklara son vermek için:
* Eşler, aralarında kopmuş olan, ya da yeterince olmayan diyaloğu geliştirmelidir.
* Eşler, birbirlerinin söz ve davranışları arkasındaki sebebi araştırmadan hemen karşılık vermeye kalkışmamalıdır.
* Sözleri iyi tahlil etmeli, yanlış anlayıp birbirlerini hırpaladıktan sonra özür dilemek zorunda kalmamalı.
* Karşı tarafı suçlamak, ya da bir suçlu icat etmek yerine -şayet varsa- suçu ortadan kaldırmanın yolları aranmamalıdır.
* Fazla alıngan olmamalı. Her sözden, her davranıştan kötü bir mana çıkarmamalıdır. Bazen eşlerden birinin kazara sarf ettiği bir söz, silah olarak kullanılıp diğer eş yaylım ateşine tutulmamalıdır. Bilhassa “filan zaman sen şöyle demiştin” diyerek cerbeze yoluna gidilmemelidir.
* Hiçbir eş buz üstünde düşme korkusuyla yürüyen, ya da tepesinde kristal bardaklar taşıyan gibi olmak istemez.
Özetle, eşinizin söz ve davranışlarını yargılamakta acele etmeyin ki, Rabb’imizin “Halim” ismi üzerinizde tecelli etsin.
AİLEM |
|

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|
Hakkımda
İÇİMDE Kİ UKDELERİN TEZAHÜRÜ...

Kategoriler

Arkadaşlarım
Özkan Özdemir bahargunesi sihirlimutfak ihya haspinar ademyakub sitir hadimulabi tillsim agustosyagmuru50 gecelerinsultani dolunayayazi nasibim sevgipinari01 birzerre havvaca porselendemlik nuruhilal agyar ikicihansaadeti00 hilalhatipoglu handanistan buket2 dualarile bilalgonulalcak bbadisabahh imamhatib burclarayolculuk nuruhilalramazan hasretgazeli sehadetyildizi badisabaa hazanvehuzun neyyire 1ogreten sihirliyazilar ahsenitakvim11 renksizlik nurlamutfagadair eminegolylmz gercekyolislam laluask34 turkceogreten
|