HİLALİN DÜNYASI

Pazar, August 24 - YA "BAŞINI AÇ" DERSE?

Kategori: KADIN


Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, daha önce yerel mahkeme tarafından verilen kararı bozarak, kocanın karısına başını örtmesi için baskı yapmasını "sosyal şiddet" sayarak boşanma sebebi saydı.

Adamın yaptığı baskıya neden sosyal şiddet dendiğini anlayamadım. Ortada iki kişi var ve biri diğerine bireysel baskı yapıyor; bu baskı psikolojik olabilir, ekonomik olabilir, hatta fiziksel olabilir ama sonuçta bireyseldir. Toplumu işin içine katmanın mantığı ne?

Her neyse, kararı elbette desteklemek gerekir. Bir evlilik içinde, bu olaydaki gibi yaşam tarzına ilişkin çelişkiler ortaya çıktığında, taraflar öncelikle birbirlerini iknaya ve uzlaşmaya çalışırlar. Ama uzlaşma mümkün değilse, çözüm birinin diğerine istediğini baskıyla yaptırması değil, evliliğin bitmesi olur. Buraya kadar her şey normal...

Ama kararın gerekçelendirilişinde kullanılan bir cümle var ki, doğrusu bir çuval inciri berbat ediyor: "Kocanın karısını çağdaş kıyafetlere aykırı giyinmeye zorlaması"...

Bu cümleden anlıyoruz ki, Mahkeme, eşlerden biri diğerine belli bir kıyafet biçimini - nasıl bir kıyafet olursa olsun- zorladığı için değil, "çağdaş kıyafetlere aykırı giyinmeye" zorladığı için boşanmaya karar vermiş. Bu ifadeye göre koca karısına başını aç diye baskı yapsa, mahkeme aynı kararı almayacak.

Oysa, koca "aç" dese de "ört" dese de baskı aynı baskıdır ve boşanma sebebi olacaksa her iki durumda da olması gerekir. Ama mahkeme kararı öyle demiyor. "Kocanın karısını çağdaş kıyafetlere aykırı giyinmeye zorlaması" ifadesini özellikle kullanıyor.

Çünkü mahkeme yaşam tarzları arasında taraf tutuyor. Birini iyi, birini kötü görüyor ve kadını kötü olandan korumaya çalışıyor.

Oysa mahkemeler kendilerine göre iyi-kötü; çağdaşçağdışı gibi tarifler yapıp böyle sübjektif tanımlar üzerinden kararlar alamazlar. Onlar için sadece suç olan ve olmayan vardır. Tek tek heyet üyelerinin başörtüsü konusundaki düşünceleri ne olursa olsun, heyet olarak, farklı yaşam biçimlerine eşit mesafede durmaları gerekir.

Bir an için heyetin bakış açısından baksak ve baş örtmeyi çağdışı saysak bile, yasalarımıza göre çağdışı olmak da suç değildir; insanların çağdışı olma gibi bir hakları vardır ve mahkemeler onların bu hakkını korumakla yükümlüdür.

Kaldı ki, mahkeme kararını bir çağdaşlık tanımına dayandırmakla, bundan sonrası için de içinden çıkılmaz sorunlara yol açmış oluyor. Düşünün, yarın öbürgün bir kadın "eşim benim üstsüz denize girmeme izin vermiyor, baskı yapıyor" diye boşanma davası açsa ve bu kararı emsal gösterse, dilekçesinde de uzun uzun üstsüz denize girmenin mayolu girmekten daha çağdaş bir tarz olduğunu iddia etse ne olacak?

Öyle ya; "çağdaş"ın da "çağdaş"ı var! Acaba mahkemelerimiz aile içindeki giyim kuşam kavgalarında "çağdaşlık" çıtasını nereye koyacak? Üstsüz mayo ya da mini etek, ya da askılı elbiseye izin vermeyen kocayı da "çağdaş kıyafetlere aykırı giyinmeye zorlamakla" mı suçlayacak; yoksa "Yok artık deve!" mi diyecek?

Türkiye'de çok sayıda kadının kendi iradesi dışında - baba, koca ya da erkek kardeş baskısıyla- örtünmek zorunda kaldığını biliyoruz. Ama aynı zamanda, çok sayıda kadının yine kendi iradesi dışında -devlet baskısıyla - başını açmak zorunda kaldığını da biliyoruz.

Aslında birbirinin zıddı gibi görünse de sorunun kaynağı aynı. Baskıcı baba- koca da, devlet de kadını bağımsız ve yetkin bir birey olarak algılamayı bir türlü beceremiyor. Her ikisi de kadını kendisi için neyin doğru olduğuna kendi başına karar verme yeteneği olmayan, hayat boyu rüştünü ispat edemeyen "çocuk-insan" olarak görmekte ısrar ediyor.

Baba ya da koca onu "toplumdaki kötülüklerden korumak ve dinini daha iyi yaşamasını sağlamak için" başını örtmeye zorluyor; devlet de önce başını örten bütün kadınların bunu ailedeki erkeklerin baskısıyla yaptığı gibi bir varsayım üretip sonra da onları bu baskıdan kurtarmaya, zorla "çağdaşlaştırmaya" soyunuyor. Bu arada olan, her durumda bireysel iradesi hiçe sayılan kadınlara oluyor.


Gülay GÖKTÜRK /Bugün  Gazetesi


Yorum (4) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Pazartesi, Temmuz 7 - MECAZ HAKİKATE MAĞLUP DÜŞTÜ

Kategori: KADIN


Kadın, artık hayale kafa tutan bir çıplaklıkla karşımızda. Bir yarışçı gibi; kendisiyle, sokakla, billboardlarla, kurulu düzenle, modayla, eğitim sistemiyle savaşmakta ve çırpınıp durmakta. Bir zamanlar mecaz tüllerini üzerinden kovar ve gerçekliğini teşhir ederken bunları göze aldığının farkında değildi. Şimdi mecazın aldatamadığı gözlere hitap etmek ve en ufak kusurunu bile binbir hile ile kapatmak zorunda. Maaşının yarısını kozmetiğe, kıyafete, lükse yatırmasının başka ne sebebi olabilir ki?!..



* * *

-Kadınlar Günü'nün ardından-
Tamburi Mustafa Çavuş'un şehnaz buselik şarkısındaki "Küçüksu'da gördüm seni / Gözlerinden bildim seni" mısraları, aslında bütün macerayı özetlemekteydi.
Bir ömrün en müstesna aşk macerasını, kısa bir aralıkta gözlerini görüp de sevdiği bir güzel(lik) uğrunda harmanlayan, adını bile öğrenemeden dünyasına sökün edip gelen meveddetin hasrete dönüşen mutluluğunu, hüzün kılığında gelen sevincini veya firkat lezzetiyle hissedilen vuslatını bir hayal uğruna çoğaltan o eski zaman efendileri yok artık. Öte yandan, zamanımızın genç kız veya kadınları da uğruna şiirler yazılan, ömür boyu sultan itibarı gören, dillere destan aşklarla adları tarihe geçen nazenin ve zarif hanımefendiler olmaktan çok uzaklar. Peki, kimdir bu derinliğin kaybolmasından sorumlu? Erkekler mi, kadınlar mı?

Eski şairlerin anlattığı kadınlar, evet, itiraf ederiz ki birer hayalden ibaret idiler. Lakin o hayal kadınlar, ete kemiğe bürünmüş hemcinslerine yüksek bir itibar sağlıyorlardı. Erkekler daha yüz sene evvel gözünün renginden kadının saçlarını, serçe parmağından kolunu, topuklarına uzanan eteğinin bir savruluşundan endamını hayal ediyor, onu düşüncesiyle içinde çoğaltıyor, hayalhanesini binbir görüntüsüyle besliyor, zihnince ona fıstıki şallar giydirip soneler, gazeller eşliğinde pembe yaşmağını aheste aheste açmaya çalışıyordu. Yalnızca gözlerini gördüğü kadın (bunu tersinden söyleyelim; yalnızca gözlerini gösteren kadın) âşık ruhunda sonsuz bir ışıkla parlıyor ve her defasında farklı bir renk ve desen ile var oluyor, belki o hayallerle süslenerek ilahi bir varlık haline dönüyordu. Bu kadın artık tarihe karıştı. Şimdi her kadın, kendisini seven erkek karşısında "Ne kadınlar sevdim zaten yoktular" diyen Attila İlhan'ın dizesindeki o gizemli karaktere sahip olmak istiyor, bunun için çırpınıyor ama bir türlü başaramıyor.

Bir zamanlar şiirle anlatabildiğimiz o mecazlara bürünmüş hayal kadınını, bugünün erkekleri artık akıllarıyla tartıp realist kâr hesabıyla çarpıyor, bölüyor, topluyor, çıkarıyor ve nihayet gözleriyle didik didik edip tüketiyor. Kulaklar kadın sesinin bin bir türlüsüyle kirlenmiş durumda; gözler müstehcen reklam görüntülerinin istilası altında. Realite, bırakınız sıradan insanları, şairleri bile o mecazlara akseden büyüleyici görüntülerden, o terennümsaz seslerden mahrum bıraktı. Servi salınışlı güzeller çağı kapandı, yere pat pat basan genç kızlar türedi. Bugün, sigaradan kalınlaşmış sesiyle kadın, sokakları ve caddeleri kaplayan hayat mücadelesi uğruna peçesini kaldırmış, metrolarda ve çarşılarda tüketim hırsıyla şirretleşmiş, hatta amfilere ve dersliklere taşan seviyesizliklere düşmüş, velhasıl vapuru, otobüsü, dolmuşu, taksiyi, treni, uçağı herkesle eşit şartlarda doldurmuş, baş tacı edilen konumunu yitirmiştir.

Kadın, artık hayale kafa tutan bir çıplaklıkla karşımızda. Bir yarışçı gibi; kendisiyle, sokakla, billboardlarla, kurulu düzenle, modayla, eğitim sistemiyle savaşmakta ve çırpınıp durmakta. Bir zamanlar mecaz tüllerini üzerinden kovar ve gerçekliğini teşhir ederken bunları göze aldığının farkında değildi. Şimdi mecazın aldatamadığı gözlere hitap etmek ve en ufak kusurunu bile binbir hile ile kapatmak zorunda. Maaşının yarısını kozmetiğe, kıyafete, lükse yatırmasının başka ne sebebi olabilir ki?!..

Günümüz şiirinin kadın ve aşk konusunda -eski şaire nispetle- sığlığı hiç şüphesiz kadının baştan ayağa hakikat kesilme isteğiyle de alakalıdır. Eski şairlerin hayallerindeki cömert sözleri bugünün kadını boşuna aramaktadır. Başörtüsü konusunda bile hemcinsinin gizli bir tel saçına tahammül gösteremeyen kadın, aslında bu hazin sonu kendi elleriyle hazırlamıştır. İştah açan bir yemek ne derece maddi ise kendini o derece maddi görme eğilimindeki kadın da erkek hayalhanelerini dolduran mecaza geçit vermemekte ısrarcı görünüyor. Kendi gerçekliğiyle o kadar meşgul ki cinsiyetini istismar edenlerle neredeyse işbirliği konumuna düşmekte. Bu da onun erkeklerden göreceği hürmeti, itibarı, alakayı ucuzlatmış, menfaate indirgemiş ve en son çare olarak bir erkeği maddesiyle büyüleme gayretine hapsedip bırakmıştır. Galiba mecaz, hakikatten intikam almaya başladı.

Ne diyordu Tevfik Fikret: "Elbet sefil olursa kadın, alçalır beşer".

[MECNUN'UN LEYLA'SI]

Mecnun ne vakit Leyla'nın izine rastlasa dayanamaz, koşmaya başlardı. Yüzünün rengi safrana döner bedenindeki tüyler baştan ayağa diken kesilirdi. Vücudunu bir titreme kaplardı. Birisi ona dedi ki;

Leyla yokken senden yiğidi yok şu alemde. Sahralardaki aslanlardan da dağlardaki vahşilerden de korkmuyorsun. Ama Leyla'nın adı anıldı mı söğüt gibi titremeye başlıyorsun.

Dertli Mecnun boynunu büktü,

- Bakın görün işte, aslanlardan korkmayan kişi aşk aslanının karşısında nasıl sinmiş, dize gelmiş, bekliyor. Aşkın kuvvetidir bu, âşıklar da onun ayakları altına düşmüş karıncalar.

[BERCESTE]

Annesinden Leyla'ya öğütler:

Temkîni cünûna kılma tebdîl

Kızsın, ucuz olma kadrini bil

Her sûrete aks gibi bakma

Her gördüğüne su gibi akma

Sâye gibi her yere yüz urma

Hiç kimse ile oturma durma

Fuzuli




İskender PALA

Zaman
11/03/2008
 


Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Pazartesi, Temmuz 7 - UMUDUM SENDİN ANNE

Kategori: KADIN


Annesini, ona en çok ihtiyaç hissettiği zamanlarda kaybeden bütün evlatlar adına)


Ellerimde yılgın rüzgârlardan biriktirdiğim yitik umutlar, gözlerimde yağmurların tanelerine saklanıp kalmış tesellisiz aşklar, yüreğimde hasar tespiti henüz yapılmamış derin, depderin yaralar, ayaklarımda taze baharlara inat bol baharatlı yorgunluklar, başımda değirmen taşlarının gıcırdayan ağır sesi, kulaklarımda yangın yerlerinden yükselen bol çığlıklı feryatlar…

İşte sen, beni böyle bir günde terk edip gittin Sabahın Rabbi’ne…



Sıcaklar henüz bastırmamıştı Maraş’ın tepelerine; esir almamıştı çocukların ince ve narin bedenlerini…

Genç kızlar, orta yaşlı kadınlar henüz çıkarıyordu yazlıklarını…

Aşıkların bahardan kalma umutları sararmamıştı henüz…

Okul çocukları tatilin varlığını ancak ancak keşfediyor; gözleri ve bedenleri tatil mahmurluğuna yeni alışıyordu…

Çiftçiler buğdaya tam da o günlerde başlayacaktı…

Pamukçular daha ekmemişti pamuk tohumlarını…

Tarhana mevsimi bir kaç gün önce gelmişti. Şehrimiz, tarhana katığının kokusuna bürünmemişti henüz…

Bağlara göç için yeni yeni kıpırdanıyorlardı insanlar.

Yaza dair ümitler, beklentiler Maraş için henüz başlıyordu, sen Karanlıkların Rabbi’ne doğru kanatlanıp uçtuğunda…

Bense büsbütün yıkılmış, ezilmiş, horlanmış, kaderime terkedilmiştim. Başarısızlıklarım ayaklarımda onulmaz yaralar, gözlerimde katran karası yıkıntılar oluşturmuştu. Yüreğim, öfke dolu yüreğim, vicdan hırsızlarına sövmekle meşgûldü. Dertler, kederler ve yıkılmışlıklar içindeydim. Umudum sendin, senin gece görmemiş umutlarında sakladığın sözlerindi. Sana gelecektim, ince ellerimin tırnak uçlarına sakladığım masum yalanlarımı anlatacaktım. Bahaneler uyduracaktım başarısızlıklarıma. Senden bol tevekküllü bahaneler uydurmanı isteyecektim. Yıkılan gururumu onarmanı, kaybettiğim umutlarımı bahar tazeliğinde yenilemeni isteyecektim. Kendimi kandırdığım düşüncelerimi, öfkelerimi, yılgınlıklarımı, kaybettiklerimi paylaşacaktım seninle: en büyük kaybımın sen olacağını bilmeden...

Seni babama karşı koz olarak kullanıp, masum yalanlarıma âlet edecektim. Öfkeler, kızgınlıklar, kırgınlıklar hep sana dönecekti; başarısızlığımın kalkanı, ümitsizliklerimin ümidi olacaktın. Yitip gitmekte olan zamanı durduracaktın belki de. İçimde erimekte olan beni görüp, tevekkülle yoğrulmuş bir savaş başlatacaktın, kimbilir… Dualar edecektin kör ve karanlık gecelerde Rabbine. Ellerin karıncalanacak, ayakların uyuşacak, gözlerin bahar yağmurları akıtacak, seccaden ter içinde kalacaktı; ne adaklar adayacaktın Rahmet-i Rahman’a belki de. Yüreğinde biriktirdiğin dürdaneleri en temiz, en halis duygularla Rahim’e gönderecektin. Ben gecenin kuytusunda uyurken, sen henüz sabaha varmamış ellerini büyük bir azim ve kararlılıkla açacak ve yalvaracak, yalvaracaktın benim için. Bana dair duaların bedeninde hasarlar oluştururken, duası kabul edilmiş bir kul edâsıyla uyandıracaktın beni. Sonra bana dönüp kederli gözlerime en karasından bir bakış fırlatıp, “Üzülme oğlum, her şey düzelir, gün gelir, gün geçer. Allah en hayırlısını, en güzelini verir, bizim işimiz ona tevekkül etmek, üzülmeden sabırla beklemek” diyecektin. Bense önce biraz öfkeli, biraz mutedil, biraz ümit, biraz ümitsizlik, biraz karamsarlık içinde, biraz da başımda dolaşan savruk rüzgârlar gibi dinleyecektim seni.

Sen, mutmain olmuş bir kalple devam edecektin anlatmaya... “Sabır” diyecektin, “tevekkül” diyecektin, “Allah’ın şartları nasıl değiştireceğini” anlatacaktın. Peygamberimiz’in, Sahabi’nin ve âlimlerin hayatlarından örneklerle süsleyecektin anlatımlarını. Ben de içinde bulunduğum keşmekeşten kurtulmaya çalışıp daha bir serinkanlı dinlemeye başlayacaktım seni. Sen anlattıkça, kendimden daha çok utanacaktım. Utandıkça da daha çok sevecek, daha çok bağlanacaktım sana…

Senin, o tevekkülün, beni kopmayacak iplerle bağlayacaktı hayata, yüreğim açık denizlere açılmış mutlu balıkçılara dönecekti o zaman. Gözlerim daha keskin, umutlarım yeni doğan çocuğun azminden daha diri, dipdiri olacaktı. Gözlerime astığım karanlıklar aydınlanıverecek, ellerimde biriktirdiğim yılgınlıklar uçup gidecekti. Sendeki masumiyet kaynaklı riyasız, yalansız, umut dolu sözcükler, tamahkâr umutsuzluklarımı, umuda çevirecekti, alabildiğince mavi-yeşil tonu güzelliklerle dolacaktı bütün benliğim. Değirmen taşına dönen başım, öğütmekten yorulmadığı karanlık düşüncelerini, yitik umutlarını gıcırdayan sesiyle eritecekti. Bir başka adam oluverecektim; avurdu çökmüş yanaklarım, sert ve keskin bakan gözlerim, karanlık çizgilere boyanmış haşin yüzüm, gülmeyi çoktan unutmuş gözlerim, yılgınlıklar, hüzünler içindeki ruhum müjdelenmiş birer mü’min edâsına bürüneceklerdi. Yaşama hırs ve arzusunu kaybetmiş bir adamken kıpır kıpır olacaktım, hüzün çarşısından satın aldığım ustura ağızlı koyu karanlık düşünceleri apansız fırlatıp atacaktım, yüreğimden ayak parmaklarıma kadar inen umutsuzluklarımı gri kaplı ajandamda bırakacaktım. “Umutsuzluğa kapılmak yok, umutsuzluğa kapılmak yok…” diye aynı cümleyi onlarca kez tekrar edecektim.

Sonra, kederli gözlerimle sana dönüp, gözlerinin gölgesinde saklanan gri bulutları sarı nüktelerle dağıtacaktım. Sense, benim mutluluğumdan daha büyük mutluluklar, benim umutlarımdan kocaman umutlar çıkaracaktın kendine. Alıp gittiğin bunalımlarımın neler olduğunu bilmeden, “Senin mutluluğun, benim mutluluğumdur” diyerek Karakız’ın sütünü sağmaya inecektin. Bense, korkularım, endişelerim, umutsuzluklarımla baş başa kalmamak için senin Karakız’ı sağışını seyredecektim.

Henüz buharı çıkmamış sorular soracaktın hayata, mutluluğa dair; cevaplarımı beklemeden, sanki içimdeki korkuların yeniden geldiğini görür gibi vazgeçecektin. Ağzından hiç eksilmeyen dualar edecektin bana ve kardeşlerime. Öğütler verecektin hayata ve insana dair, “Herkesin canından, malından emin olduğu insan ol. Güçsüzün, fakirin, yolda kalmışın yardımına koş. Vicdanını her zaman yanında taşı. Kimseye minnet etme, ne isteyeceksen Allah’tan iste. Her zaman ve daima iyi insan ol. İyilik malla, mevkii ile olmaz; yürekle, vicdanla olur…” diyecektin. Cebimde beş kuruşum olmadığını bilecektin, hiç hissettirmeden cebime biriktirdiğin paralardan koyacaktın. Her seferinde beni mahçup etmeye devam edecektin. Başımın daha dik, gururumun daha sağlam olmasını sağlayacaktın.

Kışları İstanbul’un bunalımından kurtulup yanına geldiğimde, bana yazlardan devşirdiğin Maraş işi patlıcan, biber, kabak çeşnilerinden, lezzeti damağımdan hiç silinmeyecek yemekler yapacaktın. Bense, her seferinde kıtlıktan çıkmış insanlar gibi saldıracaktım bu eşsiz lezzetlere…

Benim yanımda güzel günler görecektin; çalışmaktan törpülenmiş ellerin, hastalıktan parçalanmış ayakların rahat edecekti.

Gemileri gören bir evim olacaktı; sen de pencereden o çeşit çeşit gemileri izleyecektin, denizdeki hareketlerine bakıp yorumlar yapacaktın. Babam ise bu yorumlarına sinsi sinsi gülecek ve seni tek başına bırakıp arkadaşlarının yanına gidecekti. Ama babamı beni beklediğin gibi hasretle beklemeyecektin. Eve her geç kalışımda pencere kenarında oturup beni bekleyecektin. Beni beklerken dualar edecektin; ettiğin dualar kabul olacaktı ve hemen gelecektim. Yemekleri sen yapacaktın, kimselere güvenmeyecektin. Eşkilaya sulusu, ekşili köfte, yoğurtlu köfte, sömelek köfte, boranı hazırlayacaktın. Bol şalgamlı tarhana çorbası pişirecektin, bol cevizli içli köfteler yapacaktın. Ben ne yemek istersem hazır edecektin. Evimde her mevsim kabak olacaktı, sen bu kabaklardan bol kıymalı dolmalar yapacaktın, ben de bu dolmaları, köfteleri huzurla yiyecektim.

Sen, bütün bu yaşanacakları, umutları unutmuşçasına, beni terk edip gittin.

Oysa gözlerime her değişinde gözlerin mevsimler açardı dudaklarımda, her gelişimde huzur dolardı bedenimin en kuytularında dolaşan kanım. Maraş, bir başka büyürdü gözlerimin karasında; ama sen gittiğinden beri ne gözümde Maraş kaldı ne de Maraş’a dair umutlar. Ne Tekke’nin biçimsiz ve karanlık yolları, ne kara bahtlı insanları, ne de Tekke…

Sen gittiğinden beri bir kalemde silindi yaşadıklarım. Sen gittiğinden beri eşkilaya sulusu, sömelek köfte, boranı yemedim. Sen gittiğinden beri umutlarım yıkık dökük, gözlerim kederli, dualarım daha sessiz, yalnızlıklarım daha koyu, öfkelerim daha çabuk. Sen gittiğinden beri ne gemileri gören bir evim oldu, ne de böyle bir evim olsun diye hayâlim. Sen gittiğinden beri daha duygulu, daha tedirgin ve daha umutsuzum.

Oysa sen umuttun, hayattın, yüreğimdin…

Fakat artık gurbetsin, hüzünsün; en güzel ve en tatlı hatırasın.

Seni rahmetle anıyorum sevgili anacığım… 


 

Mustafa H. Okutucu
(*) Avukat-yazar / İstanbul Barosu


Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Cuma, Mayıs 30 - Kadının yaratılışındaki cazibesinin gereği olarak TESETTÜR!.

Kategori: KADIN

Kadının yaratılışındaki cazibesinin gereği olarak TESETTÜR!.

Tesettür, kadının yaratılışındaki cazibesinin koruyucu bir gereği olarak da incelenmektedir. Şöyle ki:
İslam'da kadın, özelliği olmayan cazibesiz yaratılmış bir varlık değildir ki mühimsenmesin de, giyim kuşamına koruyucu ölçüler getirilmesin, şurada burada birtakım taciz ve tahriklere maruz kalmasına basit olay olarak bakılsın.

İslam, kadına yüce bir makam vermiş, maruz kalacağı her takdirsizliği dikkate değer görmüş, kuracağı yuvada erkeğinin yanında, ailesinin içinde itibarsızlığa maruz kalmaması için koruyucu kurallar koyarak onu hep korumaya almıştır. Bu koruma kuralları sayesinde kadın, itibarını her yerde kolayca muhafaza etmiş, ailesi içinde ve toplumda hep hürmete layık halde kalmasını sağlamıştır. Bu sebeple korumaya alınan kadının giyimi de erkekten farklı ölçülerle tespit edilmiştir. Nitekim kadın gibi görüntü cazibesine sahip olmayan erkeğin kapatması farz olan avret yeri; sadece (göbek ile diz kapağı )arasından ibaret kalırken , tümüyle cazip vücut görüntüsüne sahip olan kadında durum tam aksi olarak  tespit edilmiş,kadının ( el-yüz-ayak) dışında başı da dahil tüm bedenini örtmesinin farz olduğu hem de ittifakla tespit edilerek hükme bağlanmıştır.

  Böylece teşhirden uzak, tacizli bakışların baskısından mahfuz bir giyimin koruması içine alınan kadının, şaibeli bakışların taciz ve tasallutundan korunması sağlanmıştır. Hatta kadını koruyan bu giyimin iki koruma özelliği de ayrıca tespit edilerek şöyle ifade edilmiştir:

- Teni gösterecek derecede ince olmamalı, vücut hatlarını belli edecek derecede de dar bulunmamalıdır!. Çünkü tenin rengini gösterecek incelikte, beden hatlarını da belli edecek darlıkta bir giyim, tacizli, tahrikli bakışları önlememekte, aksine daha da teşvik eder hale bile getirmektedir. Bundan dolayı Efendimiz (sas) Hazretleri, beden hatlarını belli edecek darlıkta ve teni gösterecek incelikte giyimden Rabb'imizin razı olmadığını bildirdiği hadisinde buyurmuş ki:

- Giyindiği halde giyinmemiş görüntüsünde olan kadınlar, tesettürsüz sayılırlar Allah yanında!..

Halbuki cinselliği öne çıkarmayacak bollukta bir giyim içinde olan kadın kendini daha güvende hisseder, yabancı bakışların taciz ve tecessüsünden daha emin şekilde korunabilir. Böylece hem emrine uygun giyindiği Allah'ın rızasını, hem de inanmış kulların şaibesiz hürmetini kazanmış olur.

Kaldı ki, koruyucu özelliğe sahip kadın giyiminin modası da tek ve dondurulmuş değildir. Kadının tercihine bırakılmıştır. Dilediği renkte, modada, biçimde ve zevkte giyimi tercih edebilir. Yeter ki, bakınca "beden hatlarını belli etmeyecek bollukta, teni göstermeyecek kalınlıkta" koruyucu bir giyim olsun.. Bu tarif içinde baktığımızda, pantolonun hanımlara ait giysi vasfına sahip olması için ya beden hatlarını dışa aksettirmeyecek bollukta olması, yahut üstünden giyilen bir giyimle kabaları kapatılmış halde giyilmesi gereği anlaşılmaktadır. Bu türlü giyimle kendini yabancı bakışlardan koruyan kadın, olanca cazibe ve çekiciliğiyle kendini yalnızca nikâhlısına saklar, beyinin beğenisine tahsis ve takdim eder. Böylece kadın beyinin dikkatini kendi üzerinde tutarak yuvasını korumayı hedef almakla kalmaz, yabancıların da dikkatini kendi üzerine çekmekten kaçınarak onların da aile bağını zayıflatan görüntü içinde olmaktan da kendini  uzak tutmuş olur. Bundan dolayıdır ki, Efendimiz (sas) Hazretleri bir eline saf ipek kumaşı, diğer eline de altını alarak, "Bu iki ziynet eşyası ümmetimin erkeklerine haram; ancak kadınlarına helal kılındı!." buyurmuştur. Kadına bu zinetler helal kılınmıştır. Çünkü her kadın beyine karşı kullandığı ipek elbisesi, altın ziynetiyle beyinin dikkatini kendi üzerinde tutacak, kendisine ait ilgisini azaltacak bir bakımsızlık görüntüsü vermeyecektir ki, başkalarına göz kaymaları söz konusu olmasın da, toplumda başka aile de kendi nikâhlısıyla mutlu ve huzurlu yaşasın, öteki ailelerin mutluluğuna gölge düşüren bir görüntü vermesin, bakış içinde olmasınlar. Böylece İslam ailesi çevresinden emin şekilde kendi mutluluğunu yaşama emniyetine kavuşmuş olsun. Tarih boyunca olduğu gibi...

Bu bakış açısıyla baktığımızda tesettür hem şahsı, hem de komşu ve toplumu karşılıklı tahrikten koruyan özelliğe sahiptir. Kimseye zarar vermez, herkese faydası olur. Ancak kendini tesettürsüzlüğe alıştırmış olanlar bunu uygulamada zorlanabilirler. Elbette onlara da (yaşayarak örnek olmanın dışında) bir ısrar ve iddiamız  olmaz. Çünkü dinde zorlama yoktur. "Lâ ikrahe fiddin!." buyuruyor Rabb'imiz. Doğru ile eğri artık açıklanmıştır. İnsanlar kendi iradeleriyle yapmalılar tercihlerini. (Bakara Sûresi 256).

 

Ahmet Şahin


Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Perşembe, Mayıs 29 - Adet sancıları sosyal hayatı etkiliyor

Kategori: KADIN

Adet sancıları sosyal hayatı etkiliyor
Dr. Figen Köseoğlu
Bayanların büyük bir kısmı adet dönemlerini ağrılı geçiriyorlar. 'Dismenore' adet kanaması süresince ağrı hissedilmesi durumu olarak tanımlanıyor.

Sancılı adet görme aslında normal adet görme mekanizmasının önemli bir parçası olan rahim kasılmalarının kadın tarafından ağrı şeklinde hissedilmesidir. Bu rahim kasılmalarının amacı rahim iç tabakasının atılarak yenilenmesi esnasında oluşan kanama miktarını en az seviyede tutmaktır.

Adet sancısı genellikle adet başlamadan 1 gün önce başlıyor, âdetin ilk gününde oldukça şiddetlenerek en çok 2–3 gün boyunca devam ediyor. Adet sancısına bulantı, baş ağrısı, kabızlık veya ishal şikâyetleri de eşlik edebiliyor.

***

Adet sancıları;

* Genellikle buluğ çağında ortaya çıkarak, ilerleyen yaşla birlikte veya gebelikten sonra hafifleme eğilimi gösteren adet sancıları (Primer Dismenore)

* Başka bir rahatsızlıktan dolayı ortaya çıkan adet sancısı (Seconder Dismenore) olmak üzere ikiye ayrılıyor.

Altta yatan herhangi bir organik yani yapısal sebep olmaksızın ortaya çıkan adet sancılarında, tedavi ağrı kesicilerle yapılıyor. Ağrı kesicilerin faydasının görülmediği durumlarda doğum kontrol hapları kullanılıyor. Doğum kontrol ilaçları ile olumlu sonuçlar alındığını söyleyen Dr. Figen Köseoğlu bu ilaçların uzman kontrolünde alınması gerektiğini de sözlerine ekliyor.

Seconder Dismenore ise, genellikle üreme organlarını içine alan bir hastalığın göstergesi olarak karşımıza çıkıyor. Endometriozis (Rahim içinde bulunması gereken rahim iç tabakasının yumurtalıklar üzerinde veya karın iç zarı üzerinde bulunması),rahim ağzında darlık, rahim tümörleri, rahim ve komşu organların iltihabi hastalıkları, rahim iç tabakasında enfeksiyon, yapışıklık, yumurtalık kistleri gibi diğer bazı hastalıklar adet sancısına sebep oluyor. Bu hastalıklara ise jinekolojik muayene ile teşhis konulabiliyor. Bu yüzden adet sancıları çok şiddetli ise ve genel iyilik halini etkilemeye başlamışsa, iş gücü kaybına neden oluyorsa mutlaka bir doktora başvurulması gerekiyor.

Adet sancıları alınacak bazı basit önlemler ile azalabiliyor. Örneğin adet kanaması öncesinde ve esnasında kahve, çay, kola gibi kafein içeren gıdalardan uzak durulması ağrıyı azaltabiliyor. Uzun süre ayakta durmaktan kaçınmak, karın bölgesine masaj yapmak, sıcak uygulamak adet sancısı sonucu ortaya çıkan şikâyetlerde azalma sağlıyor.


Dr. Figen Köseoğlu, Sema Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı


Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Perşembe, Mayıs 29 - Hamilelikte mide bulantısı azaltmak için…

Kategori: KADIN

Hamilelikte mide bulantısı azaltmak için…
OP. DR. GÜLNİHAL BÜLBÜL
Hamilelerin en büyük sıkıntılarından biri de mide bulantılarıdır. Mide bulantıları gebeliğin 5.-6. haftasında başlıyor ve daha çok sabahları görülüyor. Bu bulantılar ilk 3 ay devam edip daha sonra azalıyor. Bulantıların şiddeti gebeler arasında farklılık gösterebiliyor.

Kusma çok şiddetli ve su kaybı fazla olduğunda yatak istirahatı ve bol sıvı tüketimi önemlidir. Özellikle bulantı ve kusmalarla geçen günlerde beslenememenin bebeğe hiçbir zararı yoktur. Bu dönemde bebek kendi beslenme kesesiyle yeterince beslendiği için anne adayının bu konuda kaygılanmaması gerekir.Her kadının bu dönemde kendi keşfiyle bulacağı, tolere edeceği, mide bulantısını azaltacak yiyecekler mutlaka vardır.

* Mideniz boş kalmasın; çünkü boş mide, bulantı hissini daha da kötüleştiriyor. Günde üç ana öğün yerine az miktarlarda ama sık aralıklarla yiyin.

* Aşırı yemek yemeyin.

* Yemekten hemen sonra dişlerinizi fırçalamayın.

* Sabah bulantıları için yataktan kalkmadan önce bir miktar tuzlu çubuk kraker yiyin. Birkaç dakika sindirilmesini bekledikten sonra yataktan yavaşça doğrulun.

* Sizi rahatsız eden koku ve tatlardan uzak durun. Portakal suyu, süt, kahve ve çay genellikle bulantıyı kötüleştirir.

* Susuz kalmayın, bol miktarda sıvı alın. Bunun için gazsız ve taze hazırlanmış içecekleri tercih edin.

* Sindirilmesi güç olduğundan bulantı meydana getiren yağlı ve kızartılmış besinlerden sakının.

* Bulantınızı artırabilecekleri için ilk üç ayda demir hapları kullanmayın. İlk üç ay için bunları almak zaten şart değil.

* İstirahat edin; stres ve yorgunluk bulantıyı kötüleştiriyor.


OP. DR. GÜLNİHAL BÜLBÜL, SEMA HASTANESİ KADIN HASTALIKLERI VE DOĞUM UZMANI


Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Perşembe, Mayıs 29 - Hamilelikte nasıl beslenmeli? Nelere dikkat edilmeli?

Kategori: KADIN

Hamilelikte nasıl beslenmeli? Nelere dikkat edilmeli?
Opt. Dr. Ayşe Uyar, Doç. Dr. Serpil Bozk
Gebelik, anne adayı olmak, eşine ve kendine benzer bir canlıyı vücutta taşımak çok özel ve sorumluluk isteyen bir süreçtir.

Bebeğin büyümesi, sağlıklı olması, ruhsal, fiziksel, zihinsel yönden iyi gelişmesi annenin sağlığı ve beslenmesi ile doğru

orantılıdır.

Annenin gebelik öncesi fiziksel gelişimini

tamamlamış olması, besin depolarının yeterli

olması ve doğum yaşı, hem bebeğin hem de

 annenin sağlığını koruyacak en önemli etkenlerdir.

 Çünkü bebek annenin besin yedeklerinden ve gebelik boyunca tükettiklerinden kendisi için lazım olanları

seçip alarak büyür, beslenir.

Çocuğun bedensel ve zihinsel büyümesi, gelişmesi

 doğum öncesi dönemde annenin iyi beslenmesi ile

başlar. Anne gebe kalınca beslenmesine uygun

 şekilde ekleme yapmazsa, kendi vücudundaki

 besin öğesi depolarını harcar. Bu depolar

 bitince kendi sağlığı bozulur ve bebeğini de

yeterince besleyemez. Bu kez bebeğin büyümesi

ve gelişmesi tam gerçekleşmiş olmaz ve bebek

 sağlıksız doğar. Hatta annenin gebe kalmadan

 önceki beslenme durumu da aynı şekilde hem

anne hem bebek sağlığı açısından önemlidir.

Gebelikte beslenmeye dikkat edilmezse ne

 olur?

Gebe anne iyi beslenmez ise; bebek, annenin

 vücudundaki besin depolarını tüketmeye başlar.

 Böylece, anne ve bebeğin sağlığı tehlikeye girer.

Bebekte; ölü doğum, erken doğum, düşük doğum

 ağırlığı, bedensel ve/veya zihinsel özürler; annede

 ise kansızlık, bacaklarda şişlik, yorgunluk, kemiklerde zayıflık görülebilir. Gebelikte beslenmedeki temel amaç; annenin fizyolojik ihtiyaçlarını karşılamak, annenin

 besin öğesi depolarını dengede tutmak, fetüsün

normal büyüme ve gelişmesini sağlamak, emzirirken

 yeterli süt salımına imkan vermek olarak sıralanabilir.

Gebeliğin gerektirdiği enerji ve besin öğeleri

Et, yumurta, kurubaklagiller: Beyin, kas, kemik ve

dişlerin gelişimi ve kan yapımında görevlidir.

 Protein ve demir ihtiyacını karşılar.

Süt ve süt ürünleri: Kemik, diş gelişimi ve büyüme

 ile görevlidir. Protein ve kalsiyum kaynağıdır.

Sebze ve meyveler: Büyüme ve gelişme için vitamin

 ve mineralleri sağlar.

Tahıl ve tahıl içeren besinler: Kalori ve B grubu

vitaminler içerdiklerinden büyüme ve gelişme için önemlidir.

Enerji veren yağ ve şekerler : Sadece enerji içerir ve

enerji açığını kapatırlar. Bu besin gruplarını normal yaşantımızda olduğu gibi gebelikte de aynı özenle tüketmeliyiz.

Kalsiyum Kalsiyum, bebeğinizin gebeliğin 8.

 haftasından itibaren oluşmaya başlayan kemik

ve dişlerinin gelişimi için gerekli bir mineraldir.

Gebelikte, normalde gerek duyduğunuz miktarın

iki katı kadar kalsiyum gereklidir. Çünkü gebelik

boyunca diş ve kemiklerden sürekli bir kalsiyum

eksilmesi olmaktadır. Kalsiyum açısından zengin

 besinler peynir, süt, yoğurt ve yeşil yapraklı

sebzelerdir. Ancak süt ürünlerinin yağ açısından

 da zengin olduğundan dolayı yağı alınmış süt ve

yoğurdu tercih etmeniz daha doğru olacaktır.

Brucella, tifo benzeri hastalıklardan korunabilmek

için tükettiğiniz peynirin ve sütün hijyenik ve

 pastörize olmasına da özen gösterin.

C vitamini C vitamini demirin bağırsaklardan

emiliminde, vücudun hastalık etkeni mikroorganiz

malara karşı bağışıklık direncinin artırılmasında ve metabolizmamızdaki pek çok biyokimyasal süreç

için gerekli bir vitamindir. Düzenli bir şekilde

beslenen gebelerde hap şeklinde vitamin alınması önerilmemektedir. C vitamini portakal, limon,

kırmızı ve yeşil biber, domates, çilek, greyfurt,

 karnıbahar, lahana, brüksel lahanası gibi pek

çok taze meyve ve sebzelerde bulunur. Vücutta depolanmadığı için her gün belli bir miktar

alınmalıdır.

Folik Asit Bebeğin merkezî sinir sisteminin

gelişmesi için özellikle gebeliğin ilk haftalarından

 itibaren folik asit alınması çok önemlidir. Vücutta depolanmadığı ve gebelik süresince normalden

fazlasına gerek duyulduğu için her gün alınmalıdır.

 Taze yeşil sebzeler folik asit kaynağıdır, ancak uzun

 süreli pişirmeler ve uzun süre bekleyen gıdalardaki miktarını azaltır. En çok ıspanak, yer fıstığı, fındık, karnıbahar, kepekli ekmekte mevcuttur. Doğal gıdalar gebenin folik asit açığını tam olarak kapatama

yacağından ötürü gebeliğin ilk haftalarından

 itibaren hap olarak dışarıdan alınması uygun

olacaktır. Gebelerde folik asit eksikliğine bağlı

birtakım anormallikler çıkabilir.

Proteinler Gebelikte artan protein gereksinimi

karşılamak için kırmızı ve beyaz et, süt ve süt

ürünleri, yumurta, balık, kuru baklagiller

 (fasulye, mercimek, barbunya..) gibi proteinden

zengin besinler önerilir. Proteinler, hayvansal ve

 bitkisel proteinler olarak ikiye ayrılır. Hayvansal gıdalardaki yağ mümkün ölçüde alınarak, etin

yağsız şekilde tüketilmesi önerilir. Ayrıca balıkta

 bebeğin zeka gelişimi üzerine olumlu etki yapar.

Lifli Gıdalar Günlük beslenmenizin büyük bir

 bölümünü oluşturması gereken lifli (posalı)

yiyecekler, gebelikte sık görülen kabızlığın ve

 bağırsak tembelliğinin önlenmesinde çok

yararlıdır. Genellikle tüm sebze ve meyveler

 lif açısından zengindir. Her gün bolca

 yiyebilirsiniz. Kepekli besinler de lif içerir,

ancak diğer bazı besinlerin bağırsaklardan

 emilimini azalttığından aşırı tüketilmemelidir.

 Lifli gıdalar en sık olarak kepekli ekmek,

barbunya,, kayısı, kuru üzüm, bezelye, pırasa,

 esmer pirinç ve kuruyemişte bol miktarda vardır.

Gebelikte bulantı Sabahları yataktan kalkmadan

önce tuzlu bir bisküvi, kraker veya ekmek tüketilmesi bulantıyı azaltacaktır. Az az sık sık beslenerek alım arttırılmalıdır.

Gebelikte pika Bulantı hissini azaltacağı görüşü ile

 toprak yeme olayıdır. Yetersiz beslenen annelerde

 sıklıkla görülür. Fe (demir) eksikliği anemisine

 neden olur.

Gebelik ve kabızlık Kabızlık oluşumunu

engellemek

 için posadan zengin besin ( kepekli ürünler,

sebze

 ve meyveler) ve sıvı tüketimini arttırmak, sık

sık beslenmek önerilebilir.

Gebe anneler için 2000 kalorilik menü örneği

Sabah: 1 bardak süt, 1 yumurta, 1 dilim

peynir, 1 dilim ekmek,

1 domates, 1 salatalık, maydanoz, yeşil biber,

 dereotu vb.

Ara öğün: 1 meyve, 1 bardak ayran, 1 ince

dilim ekmek

Öğle: 1 porsiyon etli kurubaklagil yemeği,

1 porsiyon pilav veya makarna

1 bardak ayran, 1 porsiyon salata, 1 orta

 dilim ekmek, 1 adet meyve

Ara öğün: 1 dilim ekmek, 1 dilim peynir,

domates ve salatalık, 1 adet meyve

Akşam: 1 porsiyon et, balık, tavuk (sebzeli),

1 porsiyon zeytinyağlı sebze yemeği,

1 bardak ayran, 1 porsiyon salata , 1 orta

 dilim ekmek

Gece: 1 su bardağı süt veya 1 porsiyon

 sütlü tatlı 1 porsiyon meyve

Kahvaltıda veya ara öğünlerde 5 zeytin,

1 tatlı kaşığı bal, pekmez, reçel tüketilebilir.

1 porsiyon meyve, kışın 1 orta boy elma,

portakal yazın küçük bir salkım üzüm,

ince bir dilim karpuz veya kavun, yarım

 muz yenilebilir.

Gebelere yönelik beslenme önerileri ve

dikkat edilmesi gereken kurallar:

Doktora danışmadan ilaç kullanımı sakıncalıdır.

Sigara (annenin yetersiz beslenmesine neden

olarak bebeğin gelişmesini engeller) ve alkol

 (kullanımına bağlı olarak bebekte çeşitli

sakatlıklara yol açabilir) kullanılmamalıdır.

Şişmanlık söz konusu ise şekerli, unlu, yağlı

besinlerden fazla tüketilmemesi gerekir.

Gebelik başlangıcında kadının ağırlığı normal

 ise her ay ortalama 1-1,5 kg ağırlık kazanacak

 şekilde beslenmelidir.

Yemekler düzenli öğünler şeklinde tüketilmeli,

öğünler de azar azar, sık sık olmalıdır.

İyotlu tuz kullanılmalıdır.

Gerekliyse, su kaynatıldıktan sonra içilmelidir.

Hazmı zor olan kızartılmış ve ağır yağlı

besinlerden sakınılmalıdır.

Çay yerine yemeklerden 1-2 saat sonra fazla

 olmamak şartıyla açık ve limonlu çay içebilir.

Gebelikte kabızlık sık görülür. Bunu önlemek için

 düzenli bir beslenme uygunlamalı, taze sebze

meyve, kuru erik, kuru kaysı vb. ile bunların kompostolarının tüketimi artırılmalıdır. Uzun

süreli ve beslenme ile düzelmeyen kabızlıklarda

 doktora başvurulmalıdır.

Bulantı ve kusmayı önlemek için sabah

yataktan kalkar kalkmaz 1-2 tane tuzlu bisküvi

veya benzeri kuru besinler tüketmeli, yemek

 sırasında su içmemelidir.

Bulantı önleyici ilaçlar doktora danışmadan

alınmamalıdır.

Yeterli D vitamini alabilmesi için, uygun

 havalarda güneşten yararlanmalıdır.

Anne adayı emzikli bir kadın ise ne yapmalı?

Emziklilikte anne süt salgılar. Bu süt annenin

 aldığı besinlerin ürünüdür. Bu nedenle yeterli

miktarda süt yapımı için gerekli besinler

 annenin kendi ihtiyacına ek olarak

düşünülmelidir.

Emzikli kadınlar da gebeler gibi doktora

danışmadan ilaç kullanmamalıdırlar.

Çünkü bazı ilaçlar süte geçebilir ve bebek

için sakıncalı olabilir.

Anne emzirmeye istekli olmalıdır. Bu istek

 anne sütü salınımını artıran bir faktördür.

Anne psikolojik yönden rahat ve huzurlu

olmalıdır.

Sık sık emzirme, meme bezlerini uyararak

süt yapımını artırır.

Gebelikte karşılaşılan sağlık sorunlarının

 sebepleri nelerdir?

Sık sık tekrarlayan enfeksiyonlar.

Sık doğum yapma ve doğum sayısının fazla

oluşu.

Gebelik öncesi ve gebelik süresince anne

 beslenmesinin kötü oluşu.

18 yaşından küçük veya 35 yaşından büyük

oluş.

Nelere dikkat etmeli?

Öğünleriniz sık ve az az porsiyonlar halinde

 olmalıdır. Ne uzun süre aç kalın, ne de tıka

basa midenizi doldurun.

Aldığınız gıdaların taze olmasına dikkat edin.

 Konserve, beklemiş gıdalar ve içinde katkı

maddeleri bulunan gıdalar yerine taze ve

 doğal olanları tüketmeye özen gösterin.

Yediğiniz gıdalarda "çeşitliliğe" önem verin.

 Bu şekilde pek çok vitamin ve minerali almanız

 mümkün olacaktır.

Aşırı yağlı, tatlı, baharatlı ve kalorili gıdalar

yerine protein ve karbonhidrattan zengin,

 yağ oranı düşük besin öğelerine yönelin.

Unutmayın ki önemli olan sizin kilo almanız

 değil bebeğin içeride yeterli şekilde

 beslenebilmesidir. Preeklampsi durumu

veya riski varsa protein alımınızı artırmanız

 gerekebilir veya gebeliğe bağlı şeker hastalığı

(gestasyonel diabet) söz konusu ise diyetisye

ninizin önereceği şekilde kalori kısıtlamasına

 gitmeniz gerekebilir.

Gebelikte dışarıdan hap olarak alınması gereken

iki madde folik asit ve demirdir. Dengeli

beslenebilen bir gebede bunların harici vitamin

 veya mineral alımı gereksizdir. Piyasada pek çok multivitamin adı verilen ve içinde pek çok

 vitamin ve mineralleri barındıran ilaç vardır.

Bunlar çoğu hekim tarafından reçete de

edilmektedir. Ancak son yıllarda yapılan

bilimsel çalışmalar; gebelikte dışarıdan hap

olarak alınan A, C, E vitaminleri ile magnezyum, kalsiyum, çinko, selenyum, bakır, flor gibi eser

elementlerin gebelik üzerine herhangi bir

olumlu etkilerinin olmadığını göstermiştir.

Eğer gebeliğe bağlı bacak kramplarınız

oluyorsa magnezyum, preeklampsi

(gebelik zehirlenmesi) riskiniz varsa kalsiyumu

 ilave olarak doktorunuz size reçete edebilir.

Sentetik multivitamin hapları dengeli

beslenemeyen gebelerde destekleyici olarak

verilse de doğal gıdaların hiçbir zaman yerini tutmayacaktır.

Gebeliğin ilk aylarında yapılan "Toxoplasma

 testleri" sonucunda vücudunuz bu parazitle

 önceden hiç karşılaşmamışsa bazı önlemleri

 almanız şarttır. Özellikle kedi ve köpek

 dışkılarıyla bulaşan bu rahatsızlık gebelik

döneminde ortaya çıkarsa bebekte ölümcül

veya sakatlıklara yol açan problemlere

 neden olabilir. Toxoplasma özellikle

iyi yıkanmamış sebze ve meyveler ile iyi

 pişmemiş çiğ etlerden geçer.

Toxoplasma'dan korunmak için; ellerinizi

yemekten önce iyice yıkayın. Sebze ve

 meyveleri de tüketmeden önce uzun

süreli yıkayınız. Evinizde kedi veya köpek

besliyorsanız aşılarını ihmal etmeyin, onlara

da çiğ et vermeyin ve yakın temastan kaçının.

 Çiğ veya iyi pişmemiş et ve et ürünlerinden

 kaçının.

Beslenmede suyu asla ihmal etmeyin. Günde

en az 8-10 bardak su için. Yaz aylarında bu

 miktar 15 bardağa kadar çıkılabilir. Özellikle

 ileri aylarda kabızlık şikayeti varsa bol su içerek,

 kabuğu ile yenen meyveleri tüketerek, her

 öğünde sebze ile salataya yer vererek ve

 yürüyüş yaparak bu sorunun önüne

geçebilirsiniz.

Günde 1-2 bardak süt içmeniz gebelikte

ortaya çıkan kalsiyum kayıplarını yerine

koymak içindir. Süt içemiyorsanız yoğurt

 veya ayran tüketiniz. Peynir veya çökelek

de tüketebilirsiniz. Süt ve süt ürünlerinin

pastörize olmasına dikkat edin.

Yemeklerde iyotlu tuz kullanın. Yüksek

 tansiyon varsa yemekleri az tuzlu pişirin.

 Son aylarda olan ödemlerin azaltılması

amacıyla bu dönemlerde tuzu azaltın.

Genelde sabahları yataktan kalkınca başlayan

bulantılarda bir dilim peynir, bir iki grissini

rahatlık sağlayabilir. Özellikle gebeliğin ilk üç

 ayında olan bu bulantı ve kusmalardan

 kendinizi korumak için bu dönemde katı,

 kuru ve yağsız gıdaları tercih edin. Mutfak

 kokularından ve ağır parfümlerden uzak durun.

Yetersiz beslenme, anne ve bebeği nasıl etkiler?

Gebelik süresince bebek iyi beslensin diye fazla

ve dengesiz beslenmek doğru olmadığı gibi

doğum sonrası eski görünüme ulaşmak için

 az yemek de doğru değildir. Temel prensip;

içerdeki bebeğin yeterince yararlanacağı

doğru ve dengeli bir beslenme olmalıdır.

Zayıflık:

Zayıflık yetersiz ve dengesiz beslenmeye

 bağlı olarak gebelikte artan enerji ve besin

 öğesi gereksinimlerinin tam olarak

karşılanmaması sonucu ortaya çıkar.

Normal kilolu bir gebe ilk 3 ayda, her ay

 1 kg; sonraki aylarda ise 1,5-2 kg ağırlık

kazanmalıdır.

Şişmanlık:

Şişmanlık özellikle dengesiz ve tek yönlü

beslenmeye veya aşırı besin tüketimine

 bağlı olarak oluşan bir sağlık sorunudur.

 Şişmanlık doğum sırasında hem anne,

 hem de bebek için çeşitli güçlüklere ve

sorunlara neden olabileceğinden

istenmeyen bir durumdur. Gebelik

süresince kadının 9-14 kg alması normal

kabul edilir. Ağırlık alması 9 kg’dan az

 olduğunda zayıflık, 14’kg dan fazla

 olduğunda ise şişmanlık ortaya çıkar.

Osteomalazi:

Gebelik süresince artan kalsiyum ve D

vitamini gereksinimi karşılanamadığında

 kemiklerden kalsiyum çekilmesi nedeniyle

 kemik yumuşaması ile belirlenen osteomalazi

hastalığı ortaya çıkar. Ayrıca böyle durumlarda

diş çürüklüğü görülme riski de artar.

Anemi (kansızlık)

Gebelik döneminde vücudun demir ihtiyacı

 arttığından demir emilimini azaltan

 etmenlerden kaçınılmalıdır. Örneğin;

- Yemek arasında çay içilmemeli

- Demir içeriği yüksek besinlerle birlikte,

 mutlaka C vitamini içeren besinlerin

alınmasına özen gösterilmeli,

- Etli ya da kuru baklagilli yemek ile taze

 salata ya da meyve tüketilmeli,

- Mayalandırılmadan yapılmış ekmek

tüketiminden sakınılmalıdır.

Ayrıca sindirim sistemi bozuklukları ve

 parazitler, bulantı ve kusma anemiye

neden olan etmenlerden bazılarıdır.

Gebelik toksemisi (Gebelik zehirlenmesi)

Gebelik toksemisi denilen rahatsızlık ise

 yetersiz ve dengesiz beslenen kadınlarda

 daha sık görülür. Yüksek tansiyon, göz

kapaklarında, ayak ve ayak bileklerinde

ödem, baş ağrısı, kulaklarda uğultu,

bulanık görme, şiddetli bulantı ve kusma

ile ortaya çıkar. Hastanın vücut ağırlığı

genellikle olması gerekenden fazladır.

Vücutta su ve tuz tutulması vardır.

Hemen tedaviye alınmayan vakalarda

bebek kaybedilebilir.

Temel besin grupları ve alınması gereken miktarlar
Besin Miktarı
Süt ve süt ürünleri 2 su bardağı süt veya yoğurt, 1 porsiyon peynir (2 dilim) veya 2 yemek kaşığı çökelek
Et, yumurta, kurubaklagiller 1 yumurta, 1 porsiyon et, balık, tavuk, hindi (60-90gm.), 1 porsiyon kurubaklagil yemeği (120gm)
Taze sebze ve meyveler 2 porsiyon pişmiş taze sebze, 3 porsiyon çiğ taze sebze, 2-3 adet orta boy meyve veya taze meyve suyu
Tahıllar 6-8 ince dilim ekmek, 1 porsiyon pilav veya makarna, 1 porsiyon çorba
Yağlar 3-4 silme yemek kaşığı sıvı yağ
Şekerler 1-2 tatlı kaşığı bal, reçel veya pekmez

              ailem

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Perşembe, Mayıs 29 - Dış gebelik nedir, neden olur?

Kategori: KADIN

Dış gebelik nedir, neden olur?
OPR. DR. EMİNE GÖK
Dış gebelik, döllenmiş yumurtanın rahim dışında herhangi bir yere yerleşmesiyle meydana gelir. En sık yerleşim yeri tüplerdir (yüzde 98), daha seyrek olarak yumurtalık, karın zarı ve karın organları, nadiren rahim boyunda görülebilir.

Gebeliklerin yüzde 2’si dış gebelik olup son yıllarda daha sık görülmektedir. Bunun da sebebi cinsel yolla bulaşan hastalıklardaki artış ve pelvik iltihabı hastalıkların tedavisindeki etkinliktir.

Belirtileri çok değişkendir. Çok erken dönemde hiçbir belirti vermez, normal bir gebelik gibi âdet gecikmesi ve diğer şikâyetleri olabilir. Ancak bir süre sonra gebeliğin büyümesiyle karın alt kısmında ağrı ve bazen düzensiz kanama şeklinde belirti verir. Tüpün yırtılması ve karın boşluğuna kanama başlamasıyla ağrı çok şiddetlenir, tansiyon düşmesine bağlı baş dönmesi bayılma gibi belirtiler olabilir.

Bu tip belirtileri olan kadınların mutlaka hastaneye götürülmeleri gerekir. Aksi takdirde aşırı kan kaybına bağlı anne ölümüne sebep olabilir. Hastanede ultrason ve kan testlerine göre teşhis edilir. Erken dönemde şüpheli görülen vakalar takibe alınır.

Teşhis eğer erken dönemde yani tüp yırtılması ve iç kanama başlamadan önce yapılabilirse ilaçla tedavisi mümkündür. Gebeliğin ilerlediği ya da iç kanama oluşması durumunda tedavisi cerrahi olmak zorundadır. Dış gebelik geçiren bir kişide tekrar dış gebelik oluşma ihtimali (yüzde 12) yüksektir.

Dış gebelik geçirildikten sonra 6-12 hafta doğum kontrol hapı gibi güvenilir korunma önerilir.


DIŞ GEBELİK NEDEN OLUR?

* Tüplerle ilgili enfeksiyonlar, daralma ve yapışıklıklara sebep olurlar.

* Tüplerle ilgili geçirilmiş operasyonlar

* Önceden geçirilen karın ameliyatları

* Rahim içi araç kullanımı

* İnfertilite

* Endometriozis

* Tüple ilgili gelişimsel bozukluklar

* Sigara kullanmak: Dış gebeliğin sıklığında 2 kat artışa yol açar.


OPR. DR. EMİNE GÖK, KONYA VAKIF HASTANESİ KADIN HASTALIKLARI VE DOĞUM UZMANI

                     ailem

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Salı, Mayıs 27 - Bebek bekleyen annelere beslenme önerileri

Kategori: KADIN

Bebek bekleyen annelere beslenme önerileri
HAYRETTİN MUTLU
:: Yalnız kendiniz için değil bebeğiniz için de süt için.

:: Sebzelerden yeşil yapraklıları, domates ve havuçu, meyvelerden turunçgilleri tercih edin.

:: Sebze ve meyveleri bol suyla yıkandıktan sonra tüketin.

:: Balık ve deniz ürünlerini daha çok tüketin.

:: Süt-yoğurt sevmeyenler ayrıca 4 kibrit kutusu kadar peynir tüketin.

:: Öğle ve akşam yemeklerinde kuru baklagil ve sebze yemeklerini tercih edin.

:: İyotlu tuz kullanın.

:: Sindirimi kolaylaştırmak için azar azar ve sık beslenin.

:: Çay-kahve tüketmeyin, tüketirseniz yemekten 2 saat sonra ya da önce tüketin.

:: Sigara ve alkol kullanmayın.

 

www.ailem.zaman.com.tr


Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Salı, Mayıs 27 - Sihirli diyetlerden ümidinizi kesin DOĞRU beslenmeyi öğrenin

Kategori: KADIN

Sihirli diyetlerden ümidinizi kesin DOĞRU beslenmeyi öğrenin
ŞEMSİNUR ÖZDEMİR
Amerika ve Avrupa ülkeleri başta olmak üzere Türkiyede de obezite (aşırı şişmanlık) hastalığı giderek yaygınlaşıyor.

Teknolojinin gelişmesiyle daha hareketsiz bir yaşam, bununla birlikte vücudun harcayamayacağı kadar çok yeme ve fast food (ayakta hızlı yemek), gıda tüketiminin artması bu durumun başlıca sebepleri. Şişmanlık, beraberinde birçok hastalığı da getirdiği için modern dünyanın en önemli sorunlarından biri artık. Beslenme uzmanları obez olmamak için düzenli ve dengeli beslenmeyi, aktif, hareketli bir hayat sürmeyi öneriyor öncelikle. Uzmanlar sağlıklı beslenme için Akdeniz tipi denilen bol sebze ve meyve ağırlıklı beslenmeyi tavsiye ediyor.

İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalında görevli beslenme uzmanı Dr. Zeynep Koç, obeziteyi vücutta fazla yağın birikmesi şeklinde tanımlıyor. Şişmanlıkla fazla kilolu olmayı ayırmak gerektiğini belirten Zeynep Koç, Bazı insanların kas yapısı gelişmiştir. Kilosu fazladır; ama ona şişman diyemeyiz. Mesela Japonların ünlü sumo güreşçilerinde kas vardır, yağ yoktur. Şişmanlık vücuttaki yağ dokusunun artması demektir. diyor.

Uzmanlar şişmanlığı iki tipe ayırıyor: Elma tipi denilen karın bölgesinde yağ biriken şişmanlık en tehlikeli olanı. Bu tip şişman kişilerin kalp damar hastalıklarına yakalanma riski çok daha fazla. Armut tipi denilen şişmanlık ise basen bölgesinde yağların birikmesidir. Kadınlarda daha çok görülen bu tip yağlanmanın hastalık açısından çok fazla riski yok. Dr. Zeynep Koç, şişmanlığı estetik bir kaygıdan ziyade artık kronik bir hastalık olarak tanımlamak gerektiğini vurguluyor. Bu yüzden tedavisinin ömür boyu devam etmesi gerekiyor. Nasıl diyabetik (şeker hastalığı olan) bir kişi ömür boyu yaşam tarzına dikkat etmek zorunda ise şişman olan kişi de yaşam tarzına, beslenme şekline ömür boyu dikkat etmeli. Bu yüzden 3-5 haftalık, birkaç aylık sihirli diyetlere kalkışmamak, tedavi için beslenme düzenini tamamen değiştirmek en doğrusu.

Şişmanlık, başta kalp-damar hastalıkları olmak üzere birçok ağır hastalığı beraberinde getiriyor. Kötü diyabet denilen şeker hastalığının oluşma riski şişman kişilerde oldukça yüksek oranda görülüyor. Şişmanlık kanser oluşturabiliyor, depresyona sebep olabiliyor, kadın hastalıkları oluşabiliyor. Eklem hastalıkları, artritler, bel fıtıkları şişman kişilerde daha çok görülüyor. Hormonal bozuklular, kadınlarda Ãdet bozuklukları gibi çok fazla hastalığa şişmanlık sebep oluyor. Son yıllarda dünya ile birlikte Türkiyede de obez sayısı arttı. Kadınların yüzde 30unda, erkeklerin yüzde 20sinde şişmanlık görülüyor. Bunun çok yüksek bir oran olduğuna dikkat çeken Zeynep Koç, bu durumun sebeplerini şöyle anlatıyor: Bugünkü yaşam şekilleri insanları hareketsizliğe yönlendiriyor. Pek çok aleti sadece parmaklarımızla kullanarak birçok işimizi yapıyoruz. Eskiden çamaşır bulaşık makinesi yoktu. Bu işler elde yapılıyordu. Eskiden bağ-bahçe işleriyle uğraşanların sayısı daha fazla idi. Üreten bir toplumdan tüketen bir toplum haline dönüştük. Şehirleşme oranı da arttı ve şehirde bu tür işler yok. Her yere araçla gidildiği için uzun yürüyüşler yapmak gerekmiyor. Obezitenin oluşmasında en önemli sebeplerden biri hareketsizlik. İkincisi yanlış beslenme. Ekonomik duruma bağlı olarak fast food tarzı beslenmeye yönelme arttı. Başka bir neden de genetik olabilir. Ailede şişman kişi varsa diğerlerinde de olabilir. Hormonal bozukluklara bağlı olarak da şişmanlık gelişebilir.

Şişmanlamamak için...

Normal bir insan şişmanlamamak için ne yapmalı? Öncelikle dengeli ve doğru beslenmenin nasıl olacağını bilmek lazım. Eğitim ailede başlıyor. Anne sütü ile birlikte çocuklarda damak tadı gelişiyor. Bebek 6 aylıktan sonra çeşitli ek gıdalara geçilince yemek zevki ve kültürünü öğreniyor. Daha sonraki dönemlerde çocuk ailede gördüğü ile gelişiyor ve öğrendiği alışkanlıklarını devam ettiriyor. Düzgün ve dengeli beslenmeyi çocuğa öğretmek lazım. Ailenin verdiği eğitim okulda ve çevrede de desteklenmeli. Ebeveynler de dengeli beslenerek çocuklara örnek olmalı. Yaşam tarzını belirlemeli. Haftada belli zamanları kendime ayırıp aktivite yapacağım diye karar vermeli ve uygulamalı. Bunlar, yürüyüş yapmak, spor salonuna gitmek, evde bazı aktiviteler yapmak olabilir. En azından işten eve gelirken iki durak önce inip biraz yürüyüş yapmak hayatınızda çok şey değiştirecektir. Daha şişmanlık oluşmadan sağlıklı bir yaşam tarzı oluşturulursa şişmanlığın önüne geçilebilir.

Bunlardan uzak durun

En başta yağlı yiyeceklerden sakınmalı. Çünkü vücudumuzda zaten bir miktar yağ var. Bir de görünmez yağlar dediğimiz et, peynir, süt, yoğurt, tavuk ile bir miktar doymuş yağ alıyoruz. Yemeklere de bir miktar zeytinyağı ve çiçek yağı koyunca yağ ihtiyacımızı gidermiş olacağız. Özellikle yağda kızartma ve kavurmalardan uzak durulmalı. Yemekleri haşlama, ızgara, fırın ve tencere yemekleri şeklinde yapalım. Salam, sucuk, sosis gibi çok yağlı şarküteri ürünlerini kullanmayalım. Sebze ve meyveye çok ağırlık verilmeli. Günde 5-6 porsiyon alınmalı.

Sihirli diyetlerden ümidinizi kesin

Şişman kişilerin yaptığı en büyük yanlışlardan biri medyada sürekli öne çıkarılan, kulaktan kulağa yayılan bir hafta, 10 gün veya en uzunu bir ay süren sihirli diyetleri yapmaya kalkışmak. Bunlardan birini uygulayarak belki kilo verilebilir. Çünkü aldığınız kalori, yaktığınız kaloriye eşitse kilonuz değişmez. Aldığınız kaloriyi sabit tutup harcadığınız kaloriyi artırdığınız zaman veya aldığınız kaloriyi azalttığınız takdirde kilo verirsiniz. Ama diyet süresi bitip de eski alışkanlıklara döndüğünüz zaman verilen kilonun daha fazlası geri alınıyor.Verdiğim kiloda sabit kalırım, yeter ki bir kere vereyim diyenler ise hiç de öyle olmadığını bilmeli. Çünkü çok sınırlı gıdalarla yapılan böyle bir diyeti vaktinden daha uzun süre devam ettirmek hem mümkün değil hem de sağlıklı değil. Verilen süre bitip yiyecekler çeşitlendiği zaman da verilen kiloların geri gelmesi kaçınılmaz. Çünkü, bu diyetlerle vücuttaki yağlar aynen yerinde dururken kas dokusu eriyor. Zayıflamak için en iyi yöntem daha uzun süreli hedefler koyarak, hayat boyu doğru ve her besinden dengeli beslenmeyi amaç haline getirmektir.

Sofradaki çeşitleri azaltın, tabakları küçültün

Şişmanlıktan kurtulmanın ve sağlıklı beslenmenin bir irade meselesi olduğunu ifade eden Zeynep Koç, yeme isteğini kontrol edebilmek için sofradaki yemek çeşitlerini azaltmayı, tabakları küçültmeyi öneriyor: Öğünlerimizde çeşit çok fazla. Geleneksel yemeklerimize ve kültürel özelliklerimize de sahip çıkmamız lazım; ama bunu yaparken porsiyon miktarlarını çok iyi ayarlamalıyız. Eskiden yağlı yemekler yeniyormuş evet ama kişi aynı zamanda birçok aktivitede bulunuyormuş. Günümüzde bu yok. Öğünlerde mümkün olduğu kadar porsiyon miktarı azaltılmalı. Akdeniz beslenme piramidindeki düzen uygulanır, dengeli ve az beslenilirse ihtiyacımız zaten karşılanır. Sofralarımızda salatalara, yeşil yapraklı sebzelere çok ağırlık verelim. Domates, yeşil yapraklı sebzeler, brokoli, Brüksel lahanası, karnabahar, lahana, yeşil soğan, sarımsak, ceviz, badem; magnezyum ve çinko gibi antioksidan maddeleri içerirler.

Beyaz ekmek-kepekli ekmek

Beyaz ekmek, buğdayın tamamen arındırılmış şekli, tamamen nişastası kalmış oluyor. Bembeyaz daha lezzetli geliyor bize; ama tamamen nişasta almış oluyoruz. Halbuki buğdayda B vitaminleri var ve çok iyi bir protein içeriyor. Yüzde 8 kadar protein var. Beyaz ekmek yiyince bunlardan mahrum kalıyoruz. Buğday unundan yapılmış, buğdayın tam kendisinden yapılmış ekmekleri tüketelim. Asıl esmer ekmek faydalıdır.

Akdeniz beslenme piramidi


Dr. Zeynep Koç, en sağlıklı beslenme şekli olarak Akdeniz beslenme piramidini öneriyor. Bu piramidin en altında en geniş yeri kaplayan tahıllar yer alıyor. Tahıllar B vitaminlerini içeriyor. Bunun üstünde sebze ve meyveler yer alıyor. Bunlardan günde 5-6 porsiyon yenirse vücuda gerekli vitamin ve mineraller alınmış olacaktır. Akdeniz beslenme tarzında mutlaka zeytinyağı vardır.

 

www.ailem.zaman.com.tr


Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

İÇİMDE Kİ UKDELERİN TEZAHÜRÜ...

Kategoriler


Arkadaşlarım

Özkan Özdemir
bahargunesi
sihirlimutfak
ihya
haspinar
ademyakub
sitir
hadimulabi
tillsim
agustosyagmuru50
gecelerinsultani
dolunayayazi
nasibim
sevgipinari01
birzerre
havvaca
porselendemlik
nuruhilal
agyar
ikicihansaadeti00
hilalhatipoglu
handanistan
buket2
dualarile
bilalgonulalcak
bbadisabahh
imamhatib
burclarayolculuk
nuruhilalramazan
hasretgazeli
sehadetyildizi
badisabaa
hazanvehuzun
neyyire
1ogreten
sihirliyazilar
ahsenitakvim11
renksizlik
nurlamutfagadair
eminegolylmz
gercekyolislam
laluask34
turkceogreten
Nasibim