Pazartesi, Ocak 12 - UYAN BEBEK
UYAN BEBEK Uyan bebek Gidiyoruz buralardan, Gözlerin yarı açık uyumuşsun. Tutsana elimi ya da uzan koluma Taşırım seni ama uyan bebek Neden duymuyorsun? Sarsıyorum seni niye uyanmıyorsun? Üstümüze bombalar düşüyor. Kalk ne olur bebek Ellerim kan oldu. Sen de kanlısın Nereden buldun bunları Biraz önce alıyordun ya nefes Kalk ne olur kıpırda Ya da bağır çığlık çığlığa İnanma ölüme, dön bana bebek Soğuk oralar gel geri Uyan al bedenini! Neden cevaplamıyorsun? Bak! Ben de kanıyorum Akıyor kanlarım Gözlerimden, yüreğimden Kalkıp durdursana kanlarımı Akıyorlar bebek Uyan, ne olur! Bırakma beni Uyan bebek uyan..! Ceren BAYAR
YÜREĞİNE SAĞLIK CEREN'CİN İSTEĞİN ÜZERİNE ŞİİRİNİ BURADA YAYINLIYORUM. UMARIM BUNDAN SONRA FİLİSTİN İÇİN ACI DOLU ŞİİRLER YERİNE SEVGİ VE UMUT DOLU ŞİİRLER YAZAR VE OKURUZ.
|

Yorum (10) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
Cumartesi, Ocak 10 - DARALAN VAKİTLER

Yanakları, saçları, gözleri yanmış, Zehirli gaz bombaları Yılan gibi sokmuş, yalamış gövdelerini Ağızları, küçücük dilleri yanmış Bütün Beyrut sapsarı kalmış Sanki ağlamak imkansız Başları Paletlerle ezilmiş babaları, Yahudi doğramış analarını, Binlerce çocuk topların, betonların altında.
Beyrut'un gözyaşları şimdi, Kudüs'ün yanıbaşında, Müslümanlarsa uzakta, Sanki başka, Gelinmez bir dünyada.
Acın, bir vadi, Zehirli çiçekler, bir ova gibi karşımda.
Gözüm baksın sadece, Ayrıntıları, Kıvrılıp kırılmış bilekleri, Kemikten yakılmış etleri, Kuma serilmiş cesetleri, Büyük ajansların yaydığı resimleri, Bir seyirci gibi görsün dursun, Bir kadın gibi ağlasın..
Beyrut yengeç kıskacında, Çoğu müslüman kafir yanında, Yaslanmış yastıklara sonunu beklerler filmin.
Sen Filistin, hokkaları doldur kanla, Şairler eğer ahın varken Uzanırlarsa tomurcuklara güllere Herbiri kanlı bir ateş gibi korku Bir azar, bir şamar olsun.
Filistin, sen işine bak, kar toprağını, Yoğur gazabını Yaradanın..
Bu ateş bulutu hangi kavmin üzerinde? Çam ormanlarının salınışında, Kuşların cıvıldayışında, Otların serin tenlerinde. Eğer varsan bakıp görmeye Şeffaf perdenin az ötesini, Bir ateş bulutu var en bildik yerde, En emin yerde.
Ve bak, asıl ölen yaylalar, villalar, tok karınlar Hissiz dudaklar, gayretsiz kalpler, Asla değil kavruk çölde yatan kadavralar.
Farzet körsün, olabilir, Elele tut, Taş al ve at, Kafiri bulur.
Hani ceylanların, Hani cihat marşın?
Bir yumruk harbinden nasıl kaçtın? En arka safta bile kalmadın, Cengi attın, dünyaya daldın, Tezeğe konan sinekler gibi.
Dönüyor burgaç, Dünya üstten, yanlardan daralıyor. Ovalardan, Dar geçitlere sürülen sığırlar gibi, Bir gün ister istemez, Karşısında olacaksın kaçtıklarının.
Dua et, O gün henüz mahşer olmasın...
Cahit Zarifoğlu
|

Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
Perşembe, August 21 - FELLUCE'Lİ ÇOCUK
 FELLUCELİ ÇOCUKFelluceli Çocuk Ey Kırık dökük yanlarına yaslanıp hayatın Tükenişin başladığı noktada dirilenler Ey öle öle, itile kakıla yeryüzünde sevda biriktirenler
Ey bu batık insanlık enkazında İçindeki hüzün volkanlarıyla Yüreklerimizi ateşlere veren Felluceli çocuk Ey babasının kucağında ansızın ölüp Kanımızı donduran Halepçeli çocuk Ey ağlayan gönüllerimize hükmeden Hamalı çocuk Ey ruhumuzu hıçkırıklarla doyuran siyah çığlığın Afrikalı çocuğu Ey sapanlarla umut fırlatıp hantal bedenlerimize Hareket katan Filistinli çocuk Ey medeniyet kazanında pişirilip annesine yedirilmek istenen Yetim Bosnalı çocuk Ey umutsuzluğu öldüren çaresizliğin çocuğu Özgürlük aşığı Çeçenli çocuk Ey oyun oyuncağı bırakıp savaşla arkadaş olan cesur çocuk Ey İnsanlığını unutanların kulaklarını feryatlarla dolduran Keşmirli, Morolu, Doğu Türkistanlı, Afganlı çocuk And olsun ki, gönüllere katran dökülsün ki; Süleymanın sırlı bahçelerindeki laleler tutkundur gözlerinize
Ey öle öle, itile kakıla yeryüzünde sevda biriktirenler Ey Kırık dökük yanlarına yaslanıp hayatın Tükenişin başladığı noktada dirilenler Burada işte burada toprağın yüzüne saçılmış bütün kanlar Burada işte burada kesilip biçilmiş bütün bedenler Burada işte burada hayata eklemlenmiş bütün ölüm yakamozları Burada işte burada mürüvvetsiz aşka çıkanlar Burada işte burada aşktan da öte bir sevdaya tutulanlar Sizden uzak kaldım yüreğim kayboldu Yüreğim kayboldu yangın var içimde Peki bizi kurtaracak olan kim Yüreğimizi kaybettiğimiz bu savaştan
Ey öle öle, itile kakıla yeryüzünde sevda biriktiren çocuk Ah senin bu çığlığın yok mu bu çığlığın Yüreğimi yerinden hoplatan çığlığın Gözlerimi iki çeşme yapan çığlığın Asırlık ağaçları yerinden kopartan çığlığın Dağları yerinden oynatan çığlığın İçime bir taş gibi oturan çığlığın Göklere beddua olarak yükselen çığlığın Aklımı başıma devşiren çığlığın. Biliyorum devirecek bir gün zalimlerin saltanatını bu ahların
Bu acımasız savaşın dibinde ne kadar soluk alabilirsin ey ölü yaşamaklara doğru koşan çocuk
Ey öle öle, itile kakıla yeryüzünde sevda biriktiren çocuk And olsun ki ,gönüllere katran dökülsün ki; Süleymanın sırlı bahçelerindeki laleler tutkundur gözlerinize And olsun ki ,gönüllere katran dökülsün ki; Zambakların isyankar açılışına yoldaş olacağım Sapanların taş atışına eş ve arkadaş olacağım Senin yürek atışına gardaş olacağım.
|

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
Pazar, Mayıs 25 - BİR BEBEĞİN FERYADI
|

SAVAŞA HAYIR! (BİR BEBEĞİN FERYADI)
Küçücük bir çocuğum ben, ana kucağında büyüyen. Anayı, babayı ve ablayı hep özleyen. Daha top oynamadım, uçurtma uçurmadım çayırlarda. Umut nedir bilmezken umutlarımı mahvetmeyin Evde mısır patlatsalar, rüzgâr kapıyı çarpsa korkar ağlarım. Tüfekler, toplar, tanklar ve uçaklar kin kussa. Bedenime bir tek mermi dokunmasa,üzüntüden ölürüm Acı çeken, yaralanan, ölen insanları düşündükçe. Bu kahrolası dünyaya gelmeyi ben istemedim Şayet nefes alıyorsam, korkusuzca insan gibi yaşamak isterim Soğuk kış gecelerinde, sobamız yanmasa da üşümem ben Annem, babam gibi sizde gönül ateşinizi verin Ailem yoksul, en küçük çocuk benim daha bebeğim Rant uğruna zengin mermisiyle ölmek olmasın kaderim Ekmek verin, aş verin bir damla süt verin beni birazcık sevin Bu dünyaya geldiğime bin pişman etmeyin Ben bu kış doğdum ama kar nedir bilmiyorum Kartopu oynamak kardan adam yapmak istiyorum Baharda açacak çiçekleri o rengârenk kelebekleri Kuşları koyunları kuzuları görmek istiyorum Barış mutlulukken savaş isteyenlere şaşıyorum Yağmura hasret toprak gibi, anneme hasret yaşamak istemiyorum Gücüm yetse minicik ellerimle, iğne batırırdım savaş isteyenlerin ellerine. Acıyı hissetmeleri için sonrada ağlarım canları yandı diye Minicik tertemiz beyaz tüylü köpek yavrusu verirdim savaş isteyenlere
Taşlaşmış yüreklerinde olmayan sevgi bir nebze yeşersin diye Minicik kalbimi avuçlarına koyardım sıkmaları için, öldürme zevkleri bitsin diye! Konuşabilsen ah bir konuşabilsem haykırırdım; SAVAŞA HAYIR DİYE! Hadi ben daha bebeğim aklım ermiyor, Allah aşkına söyleyin
Sizler kocamansınız. Bu savaş niye? Neden haykırmıyorsunuz ? Savaşa Hayır diye Durdurun nolur, Ağlamasın kimse. Haykırın nolur, SAVAŞA HAYIR DİYE ! KAN DAMLAMASIN ARTIK ANA YÜREKLERİNE Haykırın nolur!
SAVAŞA HAYIR DİYE !
Faruk Develi
| www.bilalgonulalcak.blogcu.com
|

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
Perşembe, Mayıs 22 - BAĞLANMAYACAKSIN
 Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne. "O olmazsa yaşayamam." demeyeceksin. Demeyeceksin işte. Yaşarsın çünkü. Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki. Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın.
Ve zaten genellikle o daha az sever seni,
|

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
Cuma, Mayıs 16 - FİLİSTİN ÇOCUKLARI
BU SAYFA FELLUCE'DE, FİLİSTİN'DE VE DÜNYANIN DÖRT BİR YANINDA ZULÜM GÖREN GÖZÜ YAŞLI ÇOCUKLARA VE ANALARA İTHAF OLUNUR...GÖZYAŞLARIMIZ SULAMASIN TOPRAĞI
16/5/2008 - Filistin Çocukları
|

|
Filistin Çocukları
|
|
Saçlarını okşadı ölüm toz, toprak,yağ, tank korkulu bağrışlar filistin bahtsız çocuklar
ben Filistin Ben savaşkan çocuğu oyuncaklarla oynamadım doyasıya
Ben Filistin elinde makinalı çocuğu oyuncak tankları israilin ezdi çocukluk düşlerimi
Ben filistinli anneyim sarıldım toprağa doğurmaz olsaydım oğlumu savaşta
ben filistin`li çocuk adım barış, adım umut rüyamda hortladı Hitler amca kalkamadım bu sabah karanfilsiz çelenk koymuşlar yanıma kapandı özgürlüğe gözlerim
Ben filistinli çocuk adım emek koşuyordum özgürlüğe takıldı ayağım, düştüm tepemde pisliği Amerika`nın Şaron,Begin
Çağırıyoruz filistinli çocuklar durdurun bu savaşı çizmeden ölülerimiz dağlarını, ovalarını caddelerini haritaların
kanlı çatlaklarında türküler yeşeriyor Filistin`de sevda türküleri kavga türküleri kardeş türküleri çocukların türküleri söyleniyor şmdi ıslaklarında yanaklarımızın
http://www.yolcu.org/oku.php?id=6
www.bilalgonulalcak.blogcu.com | |
|

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
Çarşamba, Mayıs 14 - DARALAN VAKİTLER

Yanakları, saçları, gözleri yanmış, Zehirli gaz bombaları Yılan gibi sokmuş, yalamış gövdelerini Ağızları, küçücük dilleri yanmış Bütün Beyrut sapsarı kalmış Sanki ağlamak imkansız Başları Paletlerle ezilmiş babaları, Yahudi doğramış analarını, Binlerce çocuk topların, betonların altında.
Beyrut'un gözyaşları şimdi, Kudüs'ün yanıbaşında, Müslümanlarsa uzakta, Sanki başka, Gelinmez bir dünyada.
Acın, bir vadi, Zehirli çiçekler, bir ova gibi karşımda.
Gözüm baksın sadece, Ayrıntıları, Kıvrılıp kırılmış bilekleri, Kemikten yakılmış etleri, Kuma serilmiş cesetleri, Büyük ajansların yaydığı resimleri, Bir seyirci gibi görsün dursun, Bir kadın gibi ağlasın..
Beyrut yengeç kıskacında, Çoğu müslüman kafir yanında, Yaslanmış yastıklara sonunu beklerler filmin.
Sen Filistin, hokkaları doldur kanla, Şairler eğer ahın varken Uzanırlarsa tomurcuklara güllere Herbiri kanlı bir ateş gibi korku Bir azar, bir şamar olsun.
Filistin, sen işine bak, kar toprağını, Yoğur gazabını Yaradanın..
Bu ateş bulutu hangi kavmin üzerinde? Çam ormanlarının salınışında, Kuşların cıvıldayışında, Otların serin tenlerinde. Eğer varsan bakıp görmeye Şeffaf perdenin az ötesini, Bir ateş bulutu var en bildik yerde, En emin yerde.
Ve bak, asıl ölen yaylalar, villalar, tok karınlar Hissiz dudaklar, gayretsiz kalpler, Asla değil kavruk çölde yatan kadavralar.
Farzet körsün, olabilir, Elele tut, Taş al ve at, Kafiri bulur.
Hani ceylanların, Hani cihat marşın?
Bir yumruk harbinden nasıl kaçtın? En arka safta bile kalmadın, Cengi attın, dünyaya daldın, Tezeğe konan sinekler gibi.
Dönüyor burgaç, Dünya üstten, yanlardan daralıyor. Ovalardan, Dar geçitlere sürülen sığırlar gibi, Bir gün ister istemez, Karşısında olacaksın kaçtıklarının.
Dua et, O gün henüz mahşer olmasın...
Cahit Zarifoğlu
|

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
Çarşamba, Mayıs 7 - BENİ ANLAMAYAŞINA

Sana bir uygarlığı getirdim; anlamadın
Yavuz kahramanları, şiirin burçlarını
Ayak ucuna koydum gecenin saçlarını
Urganmış boynumda taşıdığın gerdanlık
Sana hükümdarlığı getirdim; anlamadın
Sevda suya karışır, sızar kan dağlarına
Köpüren yüreğimde zıpkınlanır umutlar
Yüzün tunç gibi çöker ülkemin bağlarına
Irmaklar bilmediğin kadar hülyalı akar
Her vadi bir yanıyla senin yüzüne bakar
Bir yanında münzevi hıçkıran Leyla kuşu
Sen henüz tanımadın sevda denen yokuşu
Sen henüz yorulmadın yokuşta devler gibi
Yıkılmak üzre olan çaresiz evler gibi
Sen henüz vurulmadın uçarken göklerinde
Sen henüz bir oltaya takılmadan derinde
Karalar bağlamadın; beni anlayamazsın
O kalp sende oldukça gülüm, ağlayamazsın
Seni bir yıldız gibi koyacağım göklere
Her gece ışığını ruhumdan alacaksın
Aldanma gururunu okşayan çiçeklere
En güzel güllerini ruhumla alacaksın
Kopacak sanıyorsun bu ip ince yerinden
Bu ipin her çizgisi yaralı bir dev gibi
İnecek sanıyorsun bu bayrak gönderinden
Bu sevda tükenecek sönen bir alev gibi
Sen hala anlamadın sevginin en hasını
Sen hala çözemedin ırmağın dünyasını
O, coşkun bir denizin sularına yürürken
Sen hasta bir çeşmeden doldurmuşsun tasını
Gittiği her iklime sevdanı götürürken
Gözyaşı çukuruna gömmüşsün deltasını
Henüz bir tokat gibi inmedi yüzüne aşk
Kalbine çivilerle gömülmedi ayrılık
Görmedin bir arslanın can çekişen resmini
Yalnızlık kitabında okumadın ismini
Bir takvim yaprağında yanmadı bakışların
Dökülen tüylerine tutunmadın kuşların
Karanlık köşelerde acı acı gülmedin
Sen henüz kovulduğun kapılarda ölmedin
O Celali uykudan uyanmadın, uyanma
Düşlerimin rengine boyanmadın, boyanma
Bir kuş gibi çırpınan kalbimin kafesine
Bir avuç yem bıraksan ölür müsün, a gülüm
Feryadı kayaları parçalayan sesine
Ömür boyu yabancı kalır mısın, a gülüm
Sen henüz bir zindanın küflü duvarlarına
Çarpmadın gözyaşıyla boğulan gözlerini
Sen henüz diken diken saplamadın göğsüne
Dudağında kuruyup dağılan sözlerini
Sen henüz dokunmadın yalnızlığa kan gibi
Acıyı kaynatmadın içinde volkan gibi
Karalar bağlamadın beni anlayamazsın
O kalp sende oldukça gülüm, ağlayamazsın
Nurullah Genç
|

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|
Hakkımda
İÇİMDE Kİ UKDELERİN TEZAHÜRÜ...

Kategoriler

Arkadaşlarım
Özkan Özdemir bahargunesi sihirlimutfak ihya haspinar ademyakub sitir hadimulabi tillsim agustosyagmuru50 gecelerinsultani dolunayayazi nasibim sevgipinari01 birzerre havvaca porselendemlik nuruhilal agyar ikicihansaadeti00 hilalhatipoglu handanistan buket2 dualarile bilalgonulalcak bbadisabahh imamhatib burclarayolculuk nuruhilalramazan hasretgazeli sehadetyildizi badisabaa hazanvehuzun neyyire 1ogreten sihirliyazilar ahsenitakvim11 renksizlik nurlamutfagadair eminegolylmz gercekyolislam laluask34 turkceogreten
|